22 Mayıs 2015 Cuma

SEUL'deki Türkler (3)


Bağımsızlık savaşına katkısından dolayı ülkedeki herkesin sevgisini kazanan Türk askeri, Koreli İslami çevrelerde ayrı bir öneme sahip.

Bağımsızlık savaşına katkısından dolayı ülkedeki herkesin sevgisini kazanan Türk askeri, Koreli İslami çevrelerde ayrı bir öneme sahip. Bu hafta 'Kore'de Müslümanlığın 50. yılı' kutlamaları düzenleyen Kore Müslüman Federasyonu başimamı Süleyman Lee Haeng Lae, ülkesindeki Müslümanlığın Kore tarihindeki ilk camiyi yaptıran ve ilk imamı atayan Türk Genelkurmayı sayesinde doğup geliştiğini söylüyor.
Bugün 35 bini Koreli yaklaşık 100 bin Müslüman'ın yaşadığı Güney Kore'de, Müslümanlığın başlangıç tarihi olarak 16 Temmuz 1956'da Cemil Uluçevik paşanın kent merkezinde cami açışı alınıyor.
BM gücündeki 16 ülkeden biri olarak 1950 yılında 4 bin 500 kişilik ilk Türk askeri, savaşın en şiddetli cephelerindeki kahramanlığının yanı sıra, o dönemde kişi başı milli geliri 150 dolar olan yoksul halkla erzak paylaşımına kadar varan yardımlaşmasıyla Güney Korelilerin sevgisini kazanır.
Kore Müslüman Federasyonu adı altında bir araya gelen Müslümanların başimamı Süleyman Lee Haeng Lae, bu sevginin, halkın, Türklerin dini olan Müslümanlığa ilgi göstermesine neden olduğunu söylüyor. Türkiye'ye sık sık geldiğini belirten imam Lae, Türk askeriyle tanıştıkları Müslümanlığın Kore'deki gelişimini şöyle anlatıyor:

Önce iki kişi Müslüman oldu
"Türk askerine olan sevgi, bu askerlerin dini olan Müslümanlığa ilgi doğurdu. Güney Koreliler kafileler halinde Türk karargâhında asker için yapılan mescide giderek Türk imamlardan İslamiyet hakkında bilgi almak istedi. 1955'te Güney Kore'ye imam olarak atanan Zonguldak müftüsü Abdulgafur Karaismailoğlu, asker mescidinde, kendi isteğiyle kelime-i şehadet getirerek Müslüman olan iki Güney Koreliye Ömer Abdurrahman Kim Chingyu ve Abdullah Kim Yu adını verdi. Chingyu ve Yu, Güney Kore'nin ilk Müslümanları kabul edilir.

İlk camiyi Uluçevik paşa açtı
1956 yılında Güney Kore'ye gelen yedinci Türk askeri kafilesinin imamı Zübeyir Koç, Cemil Uluçevik paşanın talimatıyla, Müslümanlığa ilgi gösteren Güney Korelilere, tercüman Shin Pek Hyong aracılığıyla tektanrı inancı ve Müslümanlık hakkında konferanslar verdi. Bu sayede bir yılda Müslümanlığa geçen Koreli sayısı 211 oldu. Ancak bu Müslümanlar, 'Biz de namaz kılmak istiyoruz' deyince, Türk birliğinin komutanı Cemil Uluçevik paşa Türk Genelkurmayı'na bu talebi ileterek izin almış.
16 Temmuz 1956'da Uluçevik paşanın açılışını yaptığı minaresi bidonlardan cami Kore'nin ilk camisi oldu. Mescidin açılışı sırasında 59 Koreli Müslüman oldu. Zübeyir hoca, Korelilerin her birine farklı bir Müslüman ismi verdi. İşte bu olay, tarihçilere göre Kore'de İslam'ın başlangıcı olarak kabul ediliyor. Kore'de İslamiyet'i başlatma şerefi de Türk askerine aittir. Zübeyir hocanın halen Samsun'da yaşadığını biliyoruz.

Vatikan olaya el atıyor
İmam Zübeyir Koç'un İslam'ı anlatmak için verdiği konferanslar, Hıristiyan misyonerlerin tepkisini çekmiş. Amerika Uzakdoğu Kuvvetleri'nin papazı gelerek Zübeyir hocaya 'Dinlerin aslı birdir, biz çalışıyoruz, İslam'a gerek yok' demiş. Hıristiyan misyonerler İslam'ın yayılışını gazeteler aracılığıyla gündeme getirmiş. İngiliz gazeteleri bu konuya önem vermiş ve İslam'ın Uzakdoğu'da yayılmasını uzun süre işlemiş.
Hatta çalışmalar Vatikan'a kadar gitmiş. Ama Zübeyir hoca, bu engellemelerin ters teptiğini, Amerikalıların da Müslümanlığa geçmeye başladığını söylüyor. Kore'de Konfüçyüs ve Buda öğretisi yaygındır. Bunlar da iyi, ahlaklı ve dürüst insan olmayı öğütler. Ama bir din olarak kabul edilmiyor. Korelilerin 12 milyonu bu öğretilerle yaşıyor, 10 milyon da Hıristiyan var. Benim ailem asil ve yalanı olmayan bir soydur, ama bir dinim de olsa iyi olur diye düşünerek, üniversiteye giderken İslamiyet'i seçtim.

Korece ve İngilizce hutbe
1976 yılında Kore İslam Cemiyeti'nin İslam ülkelerinden topladığı yardımlarla Seul'ün Itewon Semti'nde büyük bir cami inşa edildi. 1978'de ise son Türk birliklerinin tamamı Kore'den ayrılınca irtibat kesildi.
1997'de Kore Müslüman Federasyonu' nun davetlisi olarak Faruk Zümbül hoca Türkiye'den gelerek Seul Merkez Camisi'nde imam oldu. Kore'de beş şehirde, beş büyük cami, iki yeni küçük cami, 50 kadar kiralık küçük mescit var. Güney Kore'de 35 bini Koreli, diğerleri yabancı olmak üzere 100 binin üzerinde Müslüman yaşıyor. Bütün bu cami derneklerinin hepsi Kore Müslüman Federasyonu altında toplandı. Camilerde Korece ve İngilizce hutbe okuyoruz."

'Burada çok mutluyuz'
Kore Müslüman Federasyonu'nun üç imamından biri olan Faruk Zümbül, Arapça, İngilizce ve Korece konferanslar veriyor ve Türk kültürünü tanıtan etkinlikler düzenliyor. Yaptığı yardımlar nedeniyle Türk işçilerin yanı sıra Korelilerce de çok sevilen Zümbül, İslamiyet'in 50. yılı kutlamaları için Türkiye'den gelen sanatçı ve toplulukların büyük ilgi gördüğünü belirtiyor.
Kore'yi ve Korelileri sevdiğini ve Türkiye'ye dönmeyi düşünmediğini belirten Zümbül, şunları anlatıyor: "Buradaki Müslümanlar arasında Türk askerine büyük sevgi var. Kore'de İslamiyet, varlığını Türk askerine borçlu. 50. yıl kutlamaları çerçevesinde Türkiye'den getirdiğimiz sema ekibiyle, Seul Belediyesi Kültür Merkezi'nde gösteri sunduk. Bakan, milletvekili ve çok sayıda Seullünün katıldığı gösteri çok ilgi çekti.
Ben Diyanet'e bağlı olarak 11 yıl Türkiye'nin çeşitli yerlerinde çalıştım. 1997'de Zonguldak'tan Seul'e geldim. İlk, orta ve lise çağında üç çocuğum da burada eğitim alıyor. Şu anda Seul'deyiz ve burada yaşamaya devam edeceğiz. Seul Merkez Camisi'nde, Müslümanlara ve bilgi almak isteyen Korelilere İslamiyet'i anlatıyoruz. Korece dini dersler veriyoruz."

- BİTTİ -

(ALINTIDIR!)
http://www.radikal.com.tr/yasam/sevldeki_turkler_3-756778

SEUL'deki Türkler (2)


Yıllardır çözüm bulamadıkları kaçak Türk işçi sorununa karşın Güney Kore, iki ülke arasında vize uygulamasını gündeme getirmediği gibi, gelişen turizm, ticaret ve öğrenci transferleriyle bu ülkedeki Türk sevgisi giderek artıyor.

Yıllardır çözüm bulamadıkları kaçak Türk işçi sorununa karşın Güney Kore, iki ülke arasında vize uygulamasını gündeme getirmediği gibi, gelişen turizm, ticaret ve öğrenci transferleriyle bu ülkedeki Türk sevgisi giderek artıyor. Bu gizemli ülkeyi keşfetmek isteyen turistlerden, teknoloji transferine giden işadamları ve özellikle son yıllarda akademik eğitim için bu ülkeye yönelen yüzlerce öğrenciyle Güney Kore'deki Türk sevgisi gelişiyor. Yüzlerce üniversite mezunu, mastır ve doktora için gittikleri Seul ve Pusan'dan bir daha dönmüyor. Bazıları Korelilerle evlenerek yeni bir hayat kurarken, İngilizceleri sayesinde rehberlik ve öğretmenlik yapıyor.

1997'de ODTÜ makine mühendisliğini bitiren Erhan Atay, Kore'ye yüksek lisans eğitimi için giden yüzlerce Türk öğrenciden biri. Uzakdoğu ülkelerine bursla öğrenci gönderen bir şirketi duyunca başvuruda bulunmuş ve çocukluğunda dinlediği Kore gazilerinin anlattığı hikâyeler nedeniyle Güney Kore'ye gitmeyi tercih etmiş.

Kıvırcık Sena çok popüler
Annesini 'iki yılda dönmek üzere' ikna etmiş, ama Seul'de insanları ve yaşamayı sevmiş. Yemeklerine uyum sağlamakta zorlanmış, ama Koreli Nami Park'la tanışınca geleneklere göre beş kez düğün yaparak evlenmiş.
Bir de kıvırcık saçlı kızı var. Orada kıvırcık saç olmadığı için Sena çok popüler. Şimdi Seul Büyükelçiliği'nde tercümanlık ve rehberlik yapan Atay, hayatını şöyle anlatıyor: "1997'de ODTÜ'yü bitirdikten sonra yurtdışına burslu öğrenci gönderen bir Türk şirketiyle tanıştım. Uzakdoğu'daki işlerini takip edecek birilerini arıyorlardı.
Küçüklüğümde Kore gazilerinin anlattıklarından etkilenerek haritadaki yerini ancak gitmeden bir hafta önce öğrendiğim bu ülkeyi seçtim. Annemi ikna etmek zor oldu. Bir hafta ağladıktan sonra "İyi, git, ama ne olur iki yıl sonra gel" diyerek izin verdi.
İlk yıl Korece kursuna gittim. Yazıların karmaşıklığı ve seslerin farklılığı çok sıkıntı verdi, ama sonra sıcakkanlı arkadaşlarımın yardımıyla dillerini öğrendim. Akla gelmeyecek çeşitlilikteki yemeklere ve değişik baharat kokularına alışmak benim için zor oldu.

1500 kişiye Türkçe öğretti
Bana, 'Kore'ye ne zaman alıştın' diye sorduklarında, 'Sokaktaki sarmısak ve susam yağlı yemek kokularını hissetmemeye başladığım ikinci yılın sonunda' diyorum. Yemeklerine alışmak iki yılımı aldı, ama Kore ömrüm boyunca yanımda olacak dostlar hediye etti. Bu arada, makine mühendisliğinden fark derslerini vererek Kore'nin en iyi okullarından Seul Devlet Üniversitesi'nin makine ve uçak mühendisliğinden ikinci diplomamı aldım.

İlk görüşte aşk
Bu arada ülkemizin tanıtımına katkısı olur ümidiyle birkaç Türk arkadaşla 1998'de İstanbul Kültür Merkezi'ni kurduk. Böylece Kore harbi sonrası genç kuşaklarda unutulmaya yüz tutmuş Türkiye sevgisini tekrar canlandırmaya ve ülkemizi tanıtmaya çalıştık. İşe Türkçe dersleri vermekle başladık ve yedi yılda 1500 gence Türkçe öğrettik. Bazı öğrencilerimiz Türkçeden Kore diline kitaplar çevirdi.
Mevlana'dan Nasrettin Hoca'ya kadar Türk kültürünü Koreliler bu öğrencilerimizle tanıdı. UNESCO ve Milli Eğitim Bakanlığı'yla ortak bir programla, ilkokullarda ikişer saat Türk kültürü derslerine başladık. İki yılda 5 bin öğrenciye Türkiye'yi tanıttık. Her yıl festival düzenledik ve Türkiye'den sanatçılarla dans grupları getirdik.
Yüksek lisansa başladığım yıl, bir toplantıda, çok uzaktan sanki 'doğmadan önce'den beri tanıdığım hissine kapıldığım bir yüz gördüm. İçimden 'Bu kızı bir yerden tanıyorum, ama nereden' derken, yanına gidip, 'Afedersiniz, daha önce bir yerlerde görüştük mü' diye sordum. 'Hayır' dedi. 'Çok garip, sanki sizi bir yerde gördüm' diye yanıt verdim. Kartımı uzatıp, 'Vaktiniz olursa merkezimize gelip bir acı kahvemizi için' dedim.
Ertesi sabah saat 09.00'da telefonum çaldı. Arayan oydu ve günlerden pazardı. Buluştuk, konuştuk. Sonra bir mucize oldu. Biz 15 gün içinde evlenmeye karar verdik. İki ay içinde de evlendik. Evlenmek oldukça zor oldu.

Nami'yle beş kez evlendi!
Tam beş kez düğün töreni yaptık. Birincisi Türk resmi nikâhı, ikincisi Kore resmi nikâhı, üçüncüsü Türk köy düğünü, dördüncüsü Kore düğünü, beşincisi de dini nikâh törenimizdi.
Nikâhtan nikâha koşarken oldukça yorulmuştuk. Korece adı Nami olan
eşimin adını annem Türkçe Leyla koydu. Böylece o Leyla oldu, ben de Mecnun. Kültür farklılığı ve karşılıklı beklentiler ilk başlarda bizi çok sıktı. Çok kavgalar ettik, ama derken vidalar yerine oturdu ve biz birbirimize alıştık.

'Herkesin yoluna çıkarım'
Kore'de eşine benzerine rastlayamayacağınız kıvır kıvır, kıvırcık saçlı ve çekik gözlü, dünya tatlısı bir kızımız oldu. Hem Türkçe hem de Korecede olan bir isim koyduk: Sena. Korece 'biricik' demek. Şimdi iki yaşında. Annesine Korece, bana da bizim oraların şivesiyle Türkçe konuşuyor.
Ben, Kırşehir'in Kaman ilçesindenim. Bizim İç Anadolu şivesiyle 'k'leri 'g' olarak telaffuz edip kapıya gapı, karpuza garpuz der. Beni de mutluluktan uçurur bizim Senacık. Mastırı bitirip işletmede doktoraya başladım. Şu anda doktora devam ediyor ve ben Koreye geleli sekiz yıl oluyor. Anneme verdiğim iki yıl limitini çoktan aştım.
Annem de Sena sayesinde gurbete alıştı. Çekik gözlü bir geline ve kıvırcık saçlı, çekik gözlü bir toruna sahip oldu. Hayat sürüp gidiyor. Burada Korece bilen fazla Türk olmadığı için, buralara gelen herkesin yoluna çıkarım."

'Müthiş çalışkanlar'
Pusan Üniversitesı'ndeki ilk Türk öğrencilerden biri olan Fatih Salmanoğlu da, ODTÜ Petrol Mühendisliği Bölümü'nden mezun olduktan sonra akademik eğitim için Güney Kore'yi seçmiş. Eğitimi sırasında Koreli öğrencilere İngilizce öğretmenliği yapmış. Sonra da Türkiye'den Pusan'a giden Türk heyetleri için Pusan Belediyesi'nde tercümanlık yapmaya başlamış. Korelilerin en çok, başka hiçbir şey düşünemeyecek kadar çalışkan olmasına şaşırdığını belirten Fatih Salmanoğlu, şunları anlatıyor:
"Altı yıl önce Pusan'a geldiğimde şehirde bir tane bile Türk yoktu. Şimdi yüzlerce Türk öğrenci var. Şu anda İpek Yolu üzerine Pusan Üniversitesi'nde doktora yapıyorum. Burada diğer yabancılar gibi değilsiniz, Türk olmak bir ayrıcalık. Diğer yabancılardan daha değerlisiniz. Eskiden Türk askerlerinin katkısından dolayı Türkiye'ye bir sevgi duyuluyordu. Ama Dünya Kupası'ndan sonra Türk milli takımı sayesinde genç kuşaklarda da Türkiye sevgisi oluştu."

Büyükelçi Kuneralp: Kore'nin taşı-toprağı altın değil
Türkiye'nin Seul Büyükelçisi Selim Kuneralp, Güney Kore' nin artan kaçak işçi sorununu ikili ilişkilere yansıtmadan çözmeye çalıştığını söylüyor. Kuneralp, şu bilgileri verdi:
"Kore büyük miktarda işçi almaya alışkın bir ülke değil. Kore, Türklere vizesiz girme hakkı veriyor, ama bu yalnızca üç aylık oturma hakkını
içeriyor, çalışma izni yok. Üç ay geçince kaçak duruma düşülü-yor. Zaman zaman kaçak işçilere af çıkıyor, ama beş yıllık çalışma izinlerinin iptali, sadece Türklere yönelik değil, tüm yabancı işçileri kapsıyor.
Kore'yle Türkiye arasında hiç sosyal güvenlik anlaşması yok. Bir iş kazası olduğunda kaçak işçiler ortada kalıyor. Türk işçilerinin iddia ettiği gibi, Kore'nin işçi talebi üzerine başbakanımızın 'Bu ücretle ben vatandaşımı çalıştırmam' demesi de söz konusu değil.
Kore yabancı işçiler için taşı toprağı altın bir ülke değil. Kore Savaşı'ndaki fedakârlıklarından dolayı Türkleri seviyorlardı, ama 2002 dünya kupasından sonra patlama oldu. 2002'de Kore'den Türkiye'ye giden turist sayısı 20 binlerdeyken, 2003'te bu rakam 48 bin, 2004'te de 58 bin oldu. Bu yıl 90 bini bulacak."

(ALINTIDIR!)
http://www.radikal.com.tr/yasam/sevldeki_turkler_2-756622

SEUL'deki Türkler (1)

Dün Ordu'lu bir arkadaşımla konuşurken bir anekdot geldi aklıma. Güney Kore'ye gitmek isteyen Orduluların geri gönderilebileceği ile ilgili. Nerede okudum acaba ben bunu yahu, kendim mi uydurdum acaba gidip gelmelerimden sonra bir bakayım dedim ve yer imlerimin derinliklerinde kaydettiğim şu yazıları buldum. Uzuuun bir zamandır bir gün paylaşırım telkinleriyle tuttuğum bu üç yazıyı sonunda sizinle de paylaşmak isterim. Bu yazı dizisi eski bir yazı aslına bakarsanız, 2005 yılından kalma. Ama okumak isteyebileceğinizi düşündüm. Bu bilgilendirici yazının sahibi Selim Efe Erdem'e de teşekkürlerimi iletiyorum. :)




Vize istenmiyor
Güney Kore vize istemiyor ancak ülkeye gelen Türklerin hemen doğum yerine bakılıyor. İstanbul doğumluysanız konukseverlik ve giriş izni hazır. Ama Ordulular ilk uçakla geri gönderilebilirler.
Paralar simsarlara
1997'de Düzcelilerle başlayan kaçak işçi yolculuğunda sıra, 2002'de Ordululara gelmiş. İşçi simsarlarına 4-5'er bin dolar ödeyip kaçak çalışmak üzere Seul'ün yolunu tutmuşlar. Günde 18 saat çalışıp, fabrikada yatıp kalkan Türkler, Güney Kore'nin taşının toprağının altın olmadığını anlamış. 
Dönecekler ama...
Düzceliler dönmüş, Seul'de az sayıda Adıyamanlı ve yüzlerce Ordulu kalmış. Çoğu dönmek istiyor ancak daha simsarlara verdikleri parayı bile çıkaramamışlar. Bu ülkeye gelmek isteyenleri, "Seul merkezinde Türk olmak itibarlı ama biz işçiler Üçüncü Dünya insanları gibiyiz" diye uyarıyorlar.

SEUL/PUSAN - Türküm dediğinizde kendi ülkenizdekinden daha büyük itibar görebileceğiniz başka bir memleket olabilir mi? Eğer turist, iş adamı veya öğrenciyseniz Güney Kore'de Türkiye dahil dünyada hiçbir ülkesinde göremeyeceğiniz saygınlıkla karşılanabilirsiniz. Konsolosluk kapılarında vize ve gümrükte ikinci sınıf ülke vatandaşı kuyruğuna girmez, otel, lokanta ve alışveriş merkezlerinden ayrıcalıklı hizmet alabilir, yaşlılardan Kore Savaşı'nda dedelerimizin kahramanlıklarını ve gençlerden Dünya Kupası'ndaki Türk Milli takımı anılarını 'Ooo, Hasan Sas' şeklinde dinleyebilirsiniz. Bağımsızlığa katkısının yanı sıra Kore'de Müslümanlığı Türk askerine borçlu olduğunu söyleyen İslam Federasyonu'nun 'İslamiyetin 50. yılı' kutlamaları nedeniyle Türk olmak bu yıl Seul'de size ayrı bir değer katıyor. Tabii eğer Türk pasaportu taşıyor ama Ordulu değilseniz...

Yaşadıkları bölgeyi bilmiyorlar
Kendilerine yeni bir hayat kurma umudu veren işçi simsarlarının kurbanı olan yüzlerce Türk, Seul'de 'en alttakiler' arasında. Günde 18 saat çalıştığı fabrikada yatıp kalktığı için yıllardır yaşadığı bölgeyi bile bilmiyor, yakalandıklarında hiçbir kazancını alamadan ellerinde sadece kayıp yıllarıyla Türkiye'ye geri dönüyorlar. Sayılarının 2 bine yaklaştığı sanılıyor.
İstanbul Atatürk Havalimanı dış hatlar terminalinden Seul uçağına binerken İstanbul'dan Ankara veya İzmir'e gider gibiyiz. Ülke sınırlarından içeri girebilmemiz için ev tapusu ve banka mevduatına varan 'işimiz bittiğinde ülkemize geri döneceğimize dair' teminatlar isteyen Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerinin aksine Türkiye'ye vize uygulamayan Güney Kore'ye iç hatlar seferi yapıyoruz adeta. Seul Havalimanı Incheon Int'l Airport'a inip pasaportu uzattığımızda gümrük memuru önce üzerindeki ay yıldıza, sonra üzerinde parmağını gezdirdiği doğum yerimize ve yüzümüze bakıyor. İstanbul doğumluysanız pasaportunuza hemen üç aylık giriş izni işleniyor ve güler yüzle 'Hoş geldiniz' deniyor . Ama il Ordu özellikle ilçeniz Fatsa ise, Seul'e ayak basamadan havalimanından ilk uçakla Türkiye'ye iade edilebilirsiniz. 1997 yılında Düzcelilerle başlayan, 2000 yılında Adıyamanlılarla devam eden Güney Kore'ye kaçak işçi yolculuğunda 2002'de sıra Ordu Fatsalılara gelmiş. Türkiye'den vizesiz gidilebilecekken 4-5 bin dolar alarak 'Sizi Güney Kore'ye götürürüm' diyen işçi simsarları çoğunluğu çiftçi çocuğu gençleri kaçak işçi olarak Seul'e götürüyor. 'Çalışacak bir iş yeri bulması' için bin-2 bin dolar arasında ikinci bir ücret ödeniyor. Daha önce Türkiye'ye gelmiş Koreli iş adamlarıyla bağlantı kuran simsarların işe yerleştirdiği fabrikalarda yatıp kalkan, yemek ve uyku dışında günün 18 saati çalışan Türk işçiler, Kore'ye giriş ve iş bulmaları için işçi simsarlarına verdikleri parayı yaklaşık bir yıl çalışarak geri alabiliyor. Pek çoğu geldiğine pişman, ailelerine mahcup olmamak için biraz para biriktirdikten sonra Türkiye'ye geri dönebilmek düşüncesinde. Düzceli hiç kalmamış, az sayıdaki Adıyamanlıyla birlikte Orduluların da neredeyse tamamı, 'Simsarlara inanıp da buraya gelmeyi düşünen varsa bir kez daha düşünsün. İş bulabilseydik, şartlarını bilseydik buraya hiç gelmezdik' diyor. 

Ekonomik krizden Uzakdoğu'ya
Korelilerin kendi vatandaşları yerine Türk işçileri tercih etmesini
'Korelilere 8 saat için aldıkları ücreti Türklere 13-18 saatlik mesailerin toplamı olarak veriyor, ayrıca hiçbir sosyal güvenlik ödemesi yapmıyorlar. Ayda bin dolar veriyorlar. Hiçbir Koreli bu şartta çalışmaz' diyen Kore Türk Dostluk Derneği Başkanı Ordulu Özer Ardoğan, simsarlarla bağlantı kurup Seul'e gidişini ve yaklaşık dört yıldır orada yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Ekonomik kriz vardı ve ortaokul mezunu bir genç olarak Türkiye'de iş bulamıyordum. Simsarların Güney Kore'ye işçi götürdüklerini duydum ve bir şebekeyle irtibata geçtim. Tanıdığı şirketlerden davetiye çıkarttı, Kore'ye turist vizesi aldık. Bütün işlemlerimi 3 bin dolara bitirdiler. Engin, Atilla, Suayyip, Ali ve İlhami'yle birlikte 2002'de İstanbul üzerinden iki günlük gemi yolculuğuyla önce Malezya'ya, ardından Güney Kore'ye geldik. Buraya gelen ilk ekip olarak ben Uluğbeyli, diğer altısı Fatsalıydı. Bizden sonra 150 kişilik grupların geldiği oldu. Simsarlar Kore'ye geliş için adam başı ortalama 4 bin dolar aldı. İş bulmaları için simsarlara ayrıca para ödedik. Kaçak işçi simsarlığında çok büyük paralar dönüyordu. 
Türkler bölgedeki tekstil fabrikalarında en fazla iki ay içerisinde işi öğreniyor ve kumaşı dikme, boyama ve işlemeyle uğraşıyor. Üç aylık vize bitiminde kaçak durumuna düşülüyordu ama Dünya Kupası nedeniyle güvenliği sağlamak ve tüm kaçak işçileri kontrol altına almak için hepimize bir yıllık vize verildi. 2003'te bunu 5 yıla çıkardılar. Ama bu yıl Başbakan Recep Tayyip Erdoğan burayı ziyaret ettikten sonra verdikleri beş yıllık E9 vizesini iptal ettiler ve yine kaçak durumuna düştük. Koreliler Türkiye'den işçi transferi istemiş ama başbakanımız 'Ben bu ücretle vatandaşımı çalıştırmam' demiş. O rakamlarla Türk işçi çalışmasın ama en azından buradaki işçilerin sorunu çözülsün. Hastaneye bile gidemiyoruz. Her gün bir arkadaşımız yakalanarak sınır dışı ediliyor. Yıllardır burada çalışan bir arkadaşımız 50 bin dolarını alamadan döndü. 

'Üçüncü sınıf insanlar gibiyiz'
Buraya geldiğimizde, tuvalete nasıl gideceğimi bilemiyordum. Kore dilinden anlamıyor, tek kelime İngilizce bilmiyorum. Ben ilk iki yıl, 24 saat fabrikada yaşadım. Günde 18 saat çalışıyor, fabrikada yiyor ve fabrikada yatıyordum. Bir ev kirası en ucuz 350 dolar, aylık en fazla bin dolar alıyorsun. Domuz etli yemeklerini yiyemiyorduk. Aylarca kola ve ekmekle beklendik. Eski çalıştığım fabrikanın sahibi sekiz aylık alacağımı kesti. İtiraz edemiyorsun çünkü fabrika sahibinin ihbarıyla hemen sınır dışı ediliyorsun. Burada bir arkadaşımız kazada öldü, cenazesi ortada kaldı. Başımız sıkıştığında birbirimize yardım etmek için Kore Türk Dostluk Derneği'ni kurduk. Başlangıçta binin üzerinde üyemiz vardı, şimdi üç yüze düştü. Seul kent merkezinde Türk olmak çok itibar görebilir ama biz burada diğer ülke işçileri gibi üçüncü sınıf insanız. 

'Simsarlara kanıp gelmeyin'
Beş yıllık çalışma vizesi alınca, kendimi çok sıkarak ayda 600 dolar para yerine ayda 400 dolar biriktirip daha rahat çalışmayı düşündüm. İki yıl fabrikada kaldıktan sonra eve taşındım. Ama E9 vizemiz iptal edilince ne yapacağımızı şaşırdık. Zaten hepimiz bu yaşam şartlarından kurtulmak için bir iş kurabilecek kadar biraz para biriktirip Türkiye'ye dönmeyi düşünüyorduk. Para biriktiremediğimiz için utancımızdan da memlekete dönemiyoruz. Burası Almanya gibi değil. Avrupa ülkelerine kaçak işçi olarak gidip birkaç sene kaldığınızda belli haklara sahip olabiliyorsunuz. Ama burada ne kadar kalsanız da hiçbir hak kazanamıyorsun. Koreliyle evlensen de vatandaşlık kazanamıyorsun. Vatandaşlık önemli çünkü 
o zaman toplam olarak 30 bin dolar kredi hakkı, sosyal güvenlik ve seyahat hakkı kazanıyorsun. Eğer iyi bir İş bulabilseydim kendi ülkemde bu kadar çalışmayla çok daha fazla para kazanabilirdim. Vatandaşlarımız bol para rahat hayat umutlarıyla simsarlara kanmasın, buraya gelerek paralarını kaptırmasın."

Kore'den hasret şiirleri
Ordu Fatsalı Erdem Katmer Seul'e insan tüccarları aracılığıyla giden bir genç. O da benzer yollarla Güney Kore'ye giden hemşehrileri gibi günde 18 saat bir tekstil fabrikasında çalışıyor. Uyku ve yemek yeme dışında bütün zamanı çalışmakla geçiyor Katmer'in. 
Kaçak durumda olan Katmer, 4 yıldır Seul'de. Çok nadir olan boş zamanlarında şiir ve şarkı sözü yazıyor. "Şiirlerim Türkiye'deki radyolarda okundu" diyen Katmer'in en büyük hayali biraz para biriktirip Türkiye'ye dönmek ve burada bir şiir kitabı çıkarabilmek. Katmer'in bir diğer isteği de şarkı sözlerine beste yapmak. Beş yıl önce Adıyaman'dan Kore'ye gelen Nevzat Erol'un simsarıysa kuzeni olmuş. Erol, kendisine aracılık eden teyzesinin oğluna 3 bin 500 dolar ödediğini söylerken, çaresizlikten kaçak işçi olarak Kore'de çalıştığını belirten Abuzer Aşkın'sa, "Adıyaman'dan bir insan tüccarı aracılığıyla Kore'ye geldim. Adıyaman'da 12 kardeşli bir çiftçi çocuğuyduk ve tarlanın geliri hiçbirimize yetmiyordu. Burada geceleri 13 saat çalışıyoruz ama gündüz 8 saat çalışan Koreliyle aynı ücreti alıyoruz." diyor.

(ALINTIDIR!)
http://www.radikal.com.tr/yasam/sevldeki_turkler_1-756579

18 Mayıs 2015 Pazartesi

TOP 10 K-Pop Listesi / Nisan 2015


1) 2PM - Without You
Geçmişten sıyrılmaya ihtiyaç duyduğum zamanlarda en iyi dostum olmuştu bu şarkı. Sözlerini gerçekten hissederek söylediğim bir şarkıdır. Her dinlediğimde iyi ki Hottest'ım dedirtmişlerdir bu çocuklar bana. Şimdilerde eski parlak zamanlarını yaşamasalar da ben umudumu hiç kesmiyorum bu gruptan. Bir gün tüm antileri utandıracaklar.

2) Super Junior - Bonamana
Super Junior'un üzerine oturmuş o belli ritim ve kelime tekrarlarından oluşan bir şarkı olsa da, ne söyleseler dinlettiriyor bu eşek sıpaları. Bu şarkıdaki tek sıkıntım klip. Siz o çocukları florasanlarla dolu odalara tıkmaktan ne zevk alıyorsunuz anlamıyorum. Salın şu çocukları çayıra çimene değil mi ama! Koreografı şahane, zaten şarkıyı duyunca ister istemez kıvırtma gereği duyuyorsun.

3) Shinee - Reply
Şimdi ne desem bu şarkıya diye bir süre tekrar tekrar dinlediğim doğrudur. İlk aklıma gelen de gençlikleri oldu. Şu K-Pop dünyasında en belirgin olarak elimde büyüdü diyebileceğim gruptur. Günümüzdeki farklılıklarına her gördüğümde şaşırarak tepki veriyorum. Klibini aslına bakarsanız çok sevmiyorum. Böyle tek bir kızın etrafında pervane ediyorlar ya bir tabur çocuğu kıl oluyorum bildiğin. Ama şarkı güzel yani, zaplatmadan dinletiyor kendini.

4) SNSD - Run Devil Run
SNSD'nin şarkılarını dinliyorum ama kızları birey olarak sevmiyorum. Lakin tek bir şarkıları hatırına sev be hacı şu kızları deseniz, kesinlikle bu şarkıyı seçerdim. Klip de çok yerinde, siyah ve beyaz konspetler şarkıya cuk oturmuş. Koreli bir kız olsanız, eski sevgili için çok güzel atarlı giderli mesaj verilebilecek bir şarkıdır.

5) Kara - Wanna
Grubun oyunculuk bakımından sınıfta kaldığı ama şirinlik açısından zirveyi oynadığı şahane bir kliptir. Tam da o cıvık cıvık yapmacık sevimlilikleriyle midemi bulandıran kız gruplarının arasında beni böyle bir şarkı ve klibin rahatsız etmemesi çok ilginçtir.

6) Wonder Girls - Irony
K-Pop'a can veren şarkılardan biriyle karşı karşıyasınız efenim. Kız dayanışmasının dolu dolu yaşandığı bu klibin için de bir de minnak süpriz yatmaktadır. Benim şimdilerde küs olduğum biasım Nichkhun, ilk olarak bu klipte serseri esas oğlumuzun yancılarından biri rolündedir. Wonder Girls şu günlerde yeniden geri dönüş yapacak falan diyollağ ama ben de bilmiyorum anacım, bakalım neler olacak.

7) MBLAQ - Stay
Ebru Gündeş'in bu klibi birebir kopyaladığını hatırlıyorum. Çocuklara yapılan göz makyajı bizde düğünlerdeki sim kutusuna düşmüş koca arayan kızlarımızı anımsatsa da mazur görüp şarkının ahengine kendimizi kaptırabiliyoruz. Su altında çekilmiş sahneler de sanatsal olduğu kadar enfestir benim gözümde. Bugün hayatına 3 kişi devam etseler de ben bu gerçeği reddetmeyi seçtim. Ne demek dağılmışlar! Yok öyle bir şey!

8) Secret - Poison
Klibi gereksiz seksi olmuş. Fakat bu şarkıyı sevmemin önüne geçememiştir. Affınıza sığınarak söyleyeceğim ama özeelikle bugünlerde Hyosung'un göğüslerinden gına geldi. Tamam anladık abla, malın mülküyetin var ama bunu her seferinde gözümüze sokmanın ne gibi bir amacı olabilir ki. Tamam sinirimi bozmayacağım, şarkı güzel gerisi teferruat.

9) Bigbang - Fantastic Baby
Şimdiye kadar nasıl listeye girmemiş şaşırdım kaldım açıkçası. K-Pop dünyasını kült olmuş yapımlarından biri halbuki. Bırakın şarkıları klipleriyle bile Kore pop müziğinde devrim yaratmış bir gruptur. İlginçtir fandomu VIP olan insanlarla da hep çok iyi anlaşırım. :)

10) Sistar - Alone
İddia ediyorum SNSD bile şu grubun seksiliğine bırak ulaşmayı yaklaşamamıştır bile. Hem de ucuz değil, asil bir seksilikleri var şu kızların. Tam da bu kızları gördükten sonra kız gruplarında ideal sayının 4 olduğuna karar verdim. Yoksa kızlar ya hak ettikleri değeri görebiliyor ya da çok üye olmaktan kaynaklanan gereksiz bir özgüvenleri oluyor. Uzun lafın kısası bu kızlar harbi kızlar. :P

15 Mayıs 2015 Cuma

Hanbok Fashion Show!


2015 Kore - Türkiye Etkinliği Projesi
HANBOK FASHION SHOW
in your STYLE

Kübra RENDECİOĞLU

Yer: İstanbul Üniversitesi Cemil Bilsel Konferans Salonu
Tarih: 24 Mayıs 2015 Pazar
Saat: 16:00 - 16:45

Benim İçin Kore - Benim İçin Türkiye Etkinliği!


나에게 있어 한국이란 - 나에게 있어 터키란 
Benim İçin Kore - Benim İçin Türkiye Etkinliğine hepinizi bekliyoruz arkadaşlar!


Etkinlik Yeri : İstanbul Üniversitesi Cemil Bilsel Konferans Salonu
Gün: 24 Mayıs 2015 - Pazar
Saat : 12:00- 18:00


Gelen herkese; Nudo Noodle, Kore Pirinç Gevreği ve Pirinç Keki ikram edilecek! Üstelik, etkinliğe Katılan 30 kişiye http://www.limonian.com sitesinden hediyeler verilecek.


~Etkinlik İçeriği~
*Fuaye Alanında Kore Şirketleri Tanıtımı ve Hanbok Resim Sergisi
* Kore Tanıtım Videosu 
* Dans Gösterileri (Türkiye ve Kore ) 
* Müzik Gösterisi
* Hanbok Fashion Show (Manken olarak katılmak isteyen arkadaşlarımız etkinlik sayfasına mesaj atabilirler)
* Kompozisyon Sonuçlarının Açıklanması Ve Okunması 
* Çekiliş




Etkinliğimize katılım ücretsiz her yaştan arkadaşları bekleriz. Etkinliğimiz Korece ve Türkçe paylaşılan kompozisyonların açıklanması ve Kore ve Türk vatandaşlarının beraber eğlenmesi için organize edilmiştir. Etkinliğimizde Koreli ve Türk katılımcılar bekleriz.
Orada görüşmek üzere!

14 Mayıs 2015 Perşembe

Yellow Day / Rose Day (14 Mayıs)

Mübarek yine mi bir gün tanıtacaksın bizlere diyeceksiniz, ama evet yine başka bir özel günle karşınızdayım efenim. Her ayın 14'ü Koreliler için başka başka günleri simgeliyor. En bilinenleri 14 Şubat Sevgililer Günü, 14 Mart Beyaz Gün ve 14 Nisan Kara Gün olsa da bir sonraki ayımız Mayıs ayının 14'ü de elbette ki Koreliler için bir anlam ifade etmektedir.


Şöyle ki bugün Sarı Gün ya da Gül Günü şekillerinde adlandırılmış. Neden sarı derseniz açıklaması çok kolay aslında. Bu gün çiftler sarı renkli çift kıyafetleri giyerler. Gül olayı da aynı şekilde, birbirlerine güller almalarından çıkmış bir isimdir. 


Kara Günde hatırlarsınız siyah renkli olduğu için jjajjangmyun yiyorlardı. Madem sarı günümüz de var ne yesek acep diye düşünmüş olacaklar ki, bugüne de has bir besin mevcut. Köri! Bu gün yalnızlar, aşk hayatlarını biraz tatlandırmak için körili yemekler yiyorlar. Aslında sadece yalnızlar da değil, herkes yiyor.

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Kore Geleneksel Müziği Rapsodisi!


Tarih: 8 Mayıs Cuma 19:00
Yer: İstanbul Cemal Reşit Rey Konser Salonu (http://www.crrkonsersalonu.org)
Düzenleyenler,
Korea Foundation
Kore Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu
İstanbul Büyükşehir Belediyesi
 
Programın İçeriği
PSY, Girls’ Generation ve Beast ile beraber çalışmış K-Pop dansının ustası Drifterz ile Beatles’dan Mozart’a kadar pop müziği ve klasik müziği harmanlayarak yorumlayan Sookmyung Gayagım Orkestrası’nın birlikte imza attığı etkileyici, hareketli ve Kore’nin geleneksel müziği ile modern dansın epik bileşimi sunulmaktadır.
 
Kore Rapsodisi
Geleneksel ve modern kültürün harmanlanmış gösterisi olan Kore Rapsodisi (Korean Rhapsody), geleneksel enstrümanları baz alarak pop ve klasik gibi çeşitli türlerin birleştirilmesiyle modern Gayagım müziğine öncülük etmekte olan Sookmyung Gayagım Orkestrası ile b-boying, popping ve modern danslardan örnekler sunan dünyaca ünlü bir sokak dans grubu olan Drifterz, tek bir takım olarak gösteriyi birlikte sunmaktadırlar. Kore’nin temsili halk müziği olan Arirang'ın adını verdiği bir tema altında, “Gayagım’ın” (12 telli geleneksel Kore enstrümanı) ritimleri ve dansçıların sahnedeki dinamik hareketlerinin arkadan videolarla desteklenerek daha da ön plana çıkarıldığı bir sahne sanatıdır.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

K-Pop Fan Anketi!


Merhaba arkadaşlar! Yoğun mu yoğun günler arasından bir an kolladım ki şu yazıyı yayınlayayım diye. Bir takipçim k-pop dünyasıyla ilgili akademik bir çalışma yapıyormuş. Bunu duyurup duyuramayacağımı sormuş. Elbette ki başımın üstünde yeri var. Ben de çok merak ediyorum çıkacak sonuçları. Hadi canlar bu arkadaşımıza ufak da olsa katkıda bulunmak için hepimiz dolduralım bu anketi. Çok zamanınızı almayacaktır. :)

14 Nisan 2015 Salı

Black Day - 블랙데이 (14 Nisan)


Çalışma hayatına gireli beri yazamıyorum. Ama bu konu için minnak bir zaman ayırmak istedim kendime. "Forever Alone" felsefesini benimsemiş ve en büyük önderlerinden biri olan şahsımın bu günü ülke genelinde törenlerle kutlama isteğinin önünü alamıyorum. Sevgililer gününü en cıvığından kutlayan sevgi pıtırcığı çiftleri görüp kendime bugünü bir teselli olarak görüyorum. Evet canlar çok uzattım girişi sanırım. Bugün 14 Nisan yani Black Day olarak anılan Kara Gün!!!


Her ne kadar yine Kore tarafından ticari amaçlarla uydurulan bir gün olsa da ben bu duruma ufaktan göz yumuyorum. Niye 14 Nisan dediğinizi duyar gibiyim. Malum 14 Şubat dünya genelinde sevgililer günü. Kore'de de sevgililer günü lakin, ufak bir farkla. Bu gün sadece kızlar erkeklere hediye almakta. Erkeklerin kızlara hediye aldığı gün de daha önce anlattığım 14 Mart'taki White Day olarak düşünülmüş. E herkes birbirine hediye aldı yalnızların başı kel mi denilerek de bir sonraki ay da yalnızlar günü olsun madem denilmiş. 14 Nisan da bizim gibilerin günü olmuş.


Bugünde 14 Şubat ya da 14 Mart'ta olduğu gibi kimse birbirine hediye almıyor. Talih yüzüne gülmemiş arkadaş gidiyor kendi kendine jajangmyeon ısmarlıyor ve oturup afiyetle yiyor. Yerken de eriştenin siyahlığına bakıp makus talihini düşünüyor. Jajangmyeon ne ola ki diyen varsa şöyle açıklayayım. Bir tür eriştedir, ama sosu siyah soya fasulyesinden yapıldığından bu güne uygun siyah bir görüntüsü vardır.