28 Eylül 2016 Çarşamba

Seul Değil Seoul Kampanyası Tartışması!

Yıllar önce büyük tartışmalara zemin hazırlamıştı bu kampanya. Ben o sıralarda hiç tepki vermeyip her tarafın fikirlerini değerlendirmeyi daha faydalı buldum. Ama bir süredir kararımı verip ona göre kullanıyorum. Peki neden Seul ya da neden Seoul yazılmalı?


Tarafların görüşlerini kısaca yazayım da siz de tarafınızı ona göre alın canlar. Önce "Seul" tarafıyla başlayayım. Diyorlar ki; arkadaşım ben Türk'üm benim ve Türkçe'm de bana böyle yaz diyor, ben şimdi elin Korelisi için kırk yıllık dilimi mi değiştireyim. E böyle düşününce haklı bir yerde.


Peki "Seoul" tarafı ne diyordu bu durumda? Diyorlardı ki; söz konusu şehir Korelilere ait, sadece onlara ait olmakla kalmamış bir de ülkenin başkenti. Durum böyle olunca da şehrin adının nasıl anılması gerektiğine de o ülke karar verir, bize de halt yemek düşer. E bu görüş de haklı gibi.


Nasıl karar vereceğiniz konusuna gelirsek o sizin vicdanınıza kalmış bir durum açıkçası. Arkadaş ne büyüttün bu konuyu demeyin sakın nolur. Çünkü Yunanlılar, sevgili İstanbul'umuza Konstantinapolis dediğinde nasıl hassaslaşıp "İstanbul o!" diye çıkışıyorsak Korelilerin de bu hakkıdır kanımca. Ben kararı da aslında öyle verdim sayılır. "İstanbul, Not Constantinople" şarkısının sözlerinde diyor ki "That's nobody's business but the Turks.". Yani "Bu Türkler hariç kimseyi ilgilendirmez.". Peki Koreliler için yapılan çifte standart olmaz mı o zaman? Ben bir süredir düşünüp, Seoul olarak kullanmaya başladım elimden geldiğince. Siz de ikisini de deneyin, tarafınızı seçin! :D

27 Eylül 2016 Salı

Kotodama İstanbul - Hajimari 2015 Kitabı


Kotodama İstanbul -Hajimari 2015 Türkiye'den ve Japonya'dan sanatçılar, yazarlar, akademisyenler ve bu alanda uzman kişilerin oluşturduğu Japonca ve Türkçe iki dilde ortak kitap. Her iki ülkede de bu alandaki birikimin ürünü olan bu eser içeriği ve oluşumuyla da alanında öncü bir çalışma. Arkeoloji ve Sanat Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı. Sözün ruhu İstanbul'da!

Kotodama "Sözün ruhu", "eşyanın ruhu" anlamına geliyor. Japonya'da kadim çağlardan beri olan bu inanışa göre sözün büyüsel, ruhani gücü var. Bu güç, söze dökülen şeyin gerçekten olmasını sağlıyor. İstanbul İstanbul… Büyülü bir şehir. Şöyle hayal edin. Kat kat birikmiş bir zaman var bu şehirde geçmişten günümüze ulaşan. Geçmişi ve bugünü insanı şaşırtır, kendine hayran bırakır. Bu şehri sevince, sevmekten vazgeçemezsin bir daha… Görmek ise şehrin sana izin verdiği kadardır… Her bakan kendi hayal ettiği şehri görür. Daha tarihte hiç kimsenin İstanbul'u bir diğer kişininkiyle aynı olmamıştır. (Hajimari 2015: s. 215-216)

Hajimari (Sözcük anlamı olarak başlangıç demek. Sözün ruhunun İstanbul'daki başlangıcının, Kitar?'nun ünlü efsanevi Kojiki albümünün ilk parçasının ismi gibi biraz mitolojik bir başlangıcı da çağrıştırmasını istedik. İşte şimdi, bu başlangıçla bu büyülü şehre, "sözün ruhu" dokunuyor.

Kotodama İstanbul -Hajimari 2015, 70 kişinin katkısıyla oluşturuldu. Kitaptaki yazıların, içerik olarak her iki ülkede de her kesimden okuyucuya hitap edecek bir üslubu var. İlham verici, hayret uyandırıcı pek çok çalışma bu satırlarla Türkiye'de ve Japonya'da okuruna ulaşıyor. Kotodama İstanbul bundan sonra da aynı üst başlıkla Türkiye ve Japonya temalı başka çalışmalarla karşımıza çıkacak.

Kitabın iki kapağı var. Japonca ve Türkçe. Japonca kitaplar tersten başladığı için Türkçe kitaplarda arka kapak olmasına alıştığımız kısım Japonca ön kapak. Japonca kapakta minyatür sanatçısı Japon Rie Kud?'nun eserleri bulunuyor. İki ayrı minyatüründen oluşan bir kolaj. Türkçe bölümün kapağı ise Japon mürekkep resmi sanatı olan sumi-e tarzında yapılmış iki resmin kolajı. İlk Türk sumi-e sanatçısı Aynur Küçükyalçın'ın eseri. Japon kültürünün önemli sembollerinden olan kiraz çiçeklerinde yüzen Hacivat ve Karagöz imgesi etkileyici. Kitabı elinize aldığınızda her iki kapağın yarattığı imge ve kültür etkileşimi de akılda kalıyor.

Sayfa Sayısı: 428
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe / Japonca
Yayınevi: Arkeoloji Sanat Yayınları

26 Eylül 2016 Pazartesi

Papyon Grubunun Kore'deki Klibi!


"Papyon, dört üyeden oluşan Türk alternatif rock grubudur. Üyeleri Yiğit AtillaOzan ArslanMert Karahan ve Batu Akalın'dır." demiş wikipedia kardeş. Ben de oradan tanıdım grubu tam anlamıyla. 2008 yılında kurulmuş ilk ama isim değişlikleri yaşamışlar. Resmi çıkışlarını yaparlarken Papyon adını almışlar.


Bu genç arkadaşların 2012 yılında "İlk Ateş" ismiyle çıkan albümlerinin 3. video klibini de Selami Şahin'e ait olan "Alışmak Sevmekten Zor" şarkısına çekmişler. Klibin yönetmenliğini Yürek Akbar, şarkının aranjesini de Onur Koç yapmış.


Buraya kadar her şey sıradan geldi size biliyorum. Bizi en çok ilgilendiren konu ise, "Alışmak Sevmekten Zor" şarkısının klibini Kore'de çekmiş olmaları. Evet Kore'nin Busan şehrinde çekilmiş klip. Klipte Koreli oyuncular yer almış. Ayrıca Kore sokaklarını, Kore'ye ait öğeleri de doya doya görüyoruz klipte. Bazılarına Kore uyarlamalı Görmez Olsun şarkısının klibini anımsatmış. Çok güldüm buna. :D

23 Eylül 2016 Cuma

2018 Pyeongchang Kış Olimpiyatları Gönüllüsü Oldum!

(Fotoğraf Ece Yıldırım arkadaşımıza aittir.)

Bir hayırlı olsununuzu alırım canlar. Facebook sayfamdan duyurusunu yapmıştım hatırlayanlarınız olur. Kore Turizm Organizasyonu İstanbul Ofisi gönüllüler arıyordu. Kış olimpiyatlarını sizlere elimizden geldiğince anlatmak istiyoruz. Olur ya belki 2018'de Kore'ye düşer yolunuz da bu olimpiyatlara kendiniz tanık olursunuz. :)

22 Eylül yani dün gönüllüler için bir yemek organize edildi. Tahmin edersiniz ki Kore yemeği. ^^ Japchae, Bulgogi, Dokbokki derken meşhur Kore BBQ ile devam etti gece. Misyonumuz, vizyonumuz şeklinde kısa konuşmalardan sonra bu Kore'ye gönül vermiş insanlarla tanışmak kaynaşmak çok keyifliydi. Gezimanya ekibi bir canlı yayın gerçekleştirdi o yemekten, izlemek isteyenler benim sayfamdan izleyebilirler, paylaştım. ( Korelinin Cadı Kazanı ) Bir de birkaç tane fotoğraf çektim alelacele çok da iyi çıkmamışlar şimdi baktım da, ama sizlere onları da göstermek isterim panpalar. (2018 Pyeongchang Kış Olimpiyatları Wow Supporters! )

20 Eylül 2016 Salı

2PM GERİ DÖNDÜ!


Normalde grupların geri dönüşlerini yazmam bloga. Ama 2PM olunca istisnai bir durum mevcut. Onlar benim için normal bir grup değiller. Hottest damarlarımın kabardığı şu günlerde de bırakın elimdeki tüm imkanları kullanıp beybiliboylarımın reklamını yapayım.


1. adım ön yargılarınızdan kurtulun, yok ben antiyim, yok 2pm şarkıları bana göre değil demeyin. Kemçük ağzınıza çalı süpürgesini yersiniz. 2. adım şöyle rahat bir koltuğa oturun ve müzik videoyu hazırlayın. 3. adım play tuşuna basın ve bu muhteşem klibi izlerken insanın ruhunu dinlendiren şarkının tadını çıkarın. Bu kadar! :D

cut!

19 Eylül 2016 Pazartesi

Don't Tell Papa - 돈텔파파 (2004)

Hep de romatik komedi anlatmışsın diyenlere bu film. Alın size dibine kadar bir dram. Filmi anlatmak için bir kerecik daha izlerim normalde. Ama bu filmi izlemeye ciğerim el vermedi. Cherry Tomato filminden sonra benim için ikinci acıklı filmdir.  Mutlu sonla bitmese vallahi çekilecek çile değil. Başrollerinden birini, yani çocuğu Yoo Seung Ho oynuyor. Şimdilerde koca delikanlı oldu ablaları. O tarihi dizi senin bu hanedan benim epeydir boy gösteriyor.




Adı: Don't Tell Papa
Yönetmen: Kang Seok Beom
Yazar: No Hye Yeong & Kang Seok Beom
Türü: Romantik , Komedi , Dram
Süre: 114 Dakika
Yıl: 2004





Başrol babamız lise sıralarındayken baba olmuştur. Annesi çocuğu bırakıp kaçmış bir daha da ondan haber alınamamıştır. Genç babamız da ne yapmış ne etmiş çocuğunu büyütmüştür. Pavyonda çalışan babamız çocuğunu bu ortamda yetiştirmek durumunda kalmıştır. Ezik çocukluğuna rağmen en kıymetli şeyi babasıdır bu çocuğun. Babası üzülmesin diye neleri söylememiştir. Filmin adı da oradan gelmektedir zaten. Babası serseridir ama çocuğu için her şeyi göze alabilmektedir. İyi kötü idare ederlerken bir gün terk edip giden bu hayırsız anne peydah olur. Bunca yıldan sonra gelen bu anneyi kabul etmek kolay olmayacaktır kabul edersiniz ki. Bu kadar kedere rağmen nasıl mutlu sona bağlanacağını da izleyip görün artık.



"Amca! Babama vurma lütfen amca!"

Girlfriends - 걸프렌즈 (2009)

Aileyle izlemezseniz daha iyi olur uyarısı yapmak istedim bu filmde. Çünkü bence bir +13 olmalı bu film. Filmimizin başrolünde aslında tek bir kızımız var ama. Birkaç kızın tuhaf arkadaşlığını o kızın gözünden görüyoruz. Return of Superman programından hatırlayacağınız Tablo'nun karısı, Haru'nun da annesidir başroldeki kızımız. Bu kadının tüm filmlerinde bir tuhaflık var itiraf etmeliyim ki, kadına has bir üslup mu desem değişik bir şey.







Adı: Girlfriends
Yönetmen: Lee Sang Hoon
Yazar: Jang Sa Hyeon
Türü: Dram, Komedi
Süre: 102 Dakika
Yıl: 2005





Basit bir ofis aşkı gibi başlayan filmimiz çok geçmeden kendini belli etmeye başlar. Aşkını baya baya doruklarda yaşayan kızımız sevdiği adamı ailesiyle bile tanıştıracak seviyeye gelmiştir. Lakin bir şeyler yanlış gitmektedir, sevdiği adamın samimiyetinden şüphe duyacaktır. Fark edecektir ki sevdiği adam aslında 3 kızı birden idare eden profesyonel bir playboydur. Sevdiği adamı elinde tutup diğer kızları saf dışı bırakmak veya adamdan intikam almak arasında gidip gelirken söz konusu kumalarıyla da tanışma şerefine nail olur. Bu birbirinden tamamen farklı aynı adamı seven 3 kadın tuhaf bir arkadaşlığın adımlarını atarlar. Tabi saç baş yolunan bir cat fight da göreceğiz orası ayrı.
Esas oğlan demeye dilim varmıyor bu eşşeoğlusunu hangi kızımız avucunun içinde tutmayı başaracaktır onu da izlemeden bilemezsiniz. :)

"Neden bir şans daha vermiyorsun? Hayatının kederle kaplanmasına izin verme. Her gün mutlu olmalıyız. ... Hayattaki çoğu şey öğrenmeye değer. Ne düşündüğün önemli değil. Önemli olan mutluluktur."

A Millionaire's First Love - 백만장자의 첫사랑 (2006)

Bir süredir ölü olan film - dizi tanıtımı köşesini de yeniden hortlattığıma göre gözüm açık gitmem herhalde. Ülkemizde Senden Bana Kalan ismiyle uyarlanıp yeniden vizyona verilen bir filmdir. Benim kadar şu yeniden uyarlamalara karşı olan bir insan yoktur herhalde, sanki ülkede senaryo kıtlığı var da zaten hali hazırda yapılmış bir filmi yeniden yapıyorsun. Sırf bu inadım yüzünden A Moment to Remember filminin uyarlaması olan Evim Sensin filmini bile hala izlemedim. Çünkü biliyorum birebir aynısı olacak ve ben sinirleneceğim. Ama bir gün izleyeceğim, yakın bir zamanda olmasa da. Neyse bu filmin de Türk versiyonunu izlemedim henüz. Onu izlediğimde ayrıyeten fikirlerimi paylaşırım.
Bu filme gelecek olursa Hyun Bin, Hyun Bin, Hyun Bin diyorum. Zengin çocuğu imajının en çok yakıştığı aktördür. Fakir kıza aşık olmayı en iyi beceren aktör de kendisidir. Bu filmi izleyip de kafasındaki o Hyun Bin imajını bozmaması için Secret Garden'ı izlemeyen bir arkadaş vardı. (Ona buradan selam! :D) Ama sonunda izledi ve yine aşık oldu orası ayrı. :)))




Adı: A Millionaire's First Love
Yönetmen: Kim Tae Kyeon
Yazar: Kim Eun Sook & Kim Tae Kyeon
Yapımcı: Choi Keon Yong & Jin Hee Moon & Lee Joo Ik
Türü: Dram, Romantik
Süre: 116 Dakika
Yıl: 2006




Filmimiz Hyun Bin zibidiliği ve Lee Yeon Hee masumiyeti ile başlıyor. Oğlumuz lüks arabalar, lüks oteller ve karı kız içinde keyif sürerken kızımız canını dişine takıp çalışmaktadır. Bu ikisinin yolu nerede kesecek derseniz orası işte asıl mesele. Çocuğumuzun bir adet para babası bir büyükbabası vardır, tek mirasçı da kendisidir. Ama onca para ona kolayca verilmeyecektir. Vasiyete göre bir köye gidip büyükbabasının dediklerini harfiyen gerçekleştirmesi gerekmektedir. Yoksa mirastan kuruş alamayacaktır, para da hayır kurumlarına verilecektir. 
Oğlumuz para uğruna lüks yaşamını bırakıp ücra bir köşedeki bir köy okuluna yazılır. Kızımız da burada sevilen bir kızcağızdır. Önce kıza sinir olsa da, en büyük aşklar nefretle başlar ilkesine sadık kalarak kızın gözüne girmek için neler yapacaktır. Ama bu yere de bu kadar kolay alışmayacaktır tabi ki. Okuldan atılmak için elinden geleni ardına koymaz. Sınıfında yer alan hafif saf iri yarı bir çocuğu okuldan atılma umuduyla eşek sudan gelinceye kadar döver mesela. Ama şans ya bu çocuğun ailesi şikayetçi olmak bir yana bir de sofralar hazırlar bu zibidiye. Köy insanının samimiyetini burada çok hoş bir şekilde görüyoruz. Accık spoiler vermiş olsam da benim filmde en sevdiğim sahnedir burası. :D
Bu canını dişine takıp bulduğu her işte çalışan kızımızın tek derdi bu zibidi olmayacaktır. Kızımızın amansız bir hastalığı vardır. Yeşilçam kurallarına da uygun olarak 3 aylık ömrü kalmıştır. Bir de annesi terk etmiş zamanında tabi. Çifte ızdırap yaşatır bize senarist.
Kızımız bu hain hastalığı ellerinden kurtulabilecek midir? Zibidi oğlumuz bu fakir hayattan neler öğrenecektir? Gerçek aşkı, gerçek sevgiyi tadabilecekler midir? Köydeki okul hayatlarında ne gibi şebeklikler yaşayacaklardır?


"-Küçükken minik bir çocuk öptü mü hiç seni?
+Bilmem.
-Öpüşürken neden gözlerini kaparlar bilir misin? 
+Çünkü aşklarından gözleri kamaşır. 
-Gözlerimi kapattığım o kısacık zamanda bile seni özleyeceğim."

18 Eylül 2016 Pazar

Benzer Türk - Kore İsimleri


En çalışkan blogger ödülü diye bir şey varsa, onun için çalıştığımı söyleyebilirim. Var olan haberleri yazmak kolaydır, lakin kendin içerik üretmek ne kadar zordur blogger dostlarım bilir. İşte ben de bunu başarmak için bir kaç denemeden sonra güzel konular çıkardığımı düşünüyorum. Nitekim Koreli Ünlülerin Türk Benzerleri konumun çok beğenilmesi, ardından ikinci yazısının gelmesi ve hatta üçüncüsünü yazmama başlamamla dedim demek ki okuyucularım bu tip konulardan keyif alıyor. Böyle de aşırı değişikli bir konuyla sizleri neşelendirmek istedim. Haydin bismillah!

Sena
Kore'de de Türkiye'de de sık rastladığım bir isimdir. İki ülkede de kız ismi olarak kullanılıyor. Kore'de Hana, Duna, Sena şeklinde üç kız kardeşe verildiğini duymuştum. Hani Korece'deki Hana, Dul, Set yani birinci ikinci ve üçüncü çocuk şeklinde. Şansa bakın ki şu ana kadar tanıdığım gördüğüm Kore hayranlarının arasında da en çok gördüğüm isimdir Sena. Adı Sena olanlarınız gönül rahatlığıyla Korelilere adını söyletebilir yani. Benim gibi Sinem isminde olanlar da "Şinem" şeklinde hitap edilmeye alışsın artık ne diyim. :D

Nuri
En sevdiğim isme geldi sıra. Bizdeki Nuri'yi anlatmaya gerek yoktur herhalde. Nuri deyince benim gözümde göbekli bıyıklı babacan bir amca figürü beliriyor. Lakiiin Kore'de bu ismi şirin şirin kızlarda duyunca çok gülmüştüm. Benzer isimler dedik de birebir aynı olacak demedik tabi ki. Koy bakalım kızına Nuri adını burada, koyamazsın. Kızın psikolojisinin canına okursunuz. :D

Mina
Ülkemizde daha çok yeni nesilin kızları için seçtiği bir isimdir. O kadar moda olmuştu ki bir ara her üç kız çocuğundan birinin adı Mina idi. Korece'de ise eski bir isimdir. Benim de bir ara sahiplendiğim Korece isimlerden biridir hatta. Koreli bir arkadaşım koymuştu bana bu ismi, sonra değiştirdim gerçi ama. Anlamı güzellik gibi bir şeydi yanlış hatırlamıyorsam. 

Bora
Sistar Bora'yı hepiniz biliyorsunuzdur zaten. Kore'de bir kız ismi olan Bora, mor renk anlamına geliyor. Bizde de Bora bir erkek ismi bildiğiniz üzere. Bu yazıya başlarken kız-kız, erkek-erkek isimleri olarak yazmayı düşünmüştüm. Ama bildiğim kız - erkek isimleri olayına döndü olay. :D

Karam
Bu biraz zorlama oldu kabul. Ama Show Tv'de cast asistanlığı yaptığım zamanda Karam diye bir kızcağızla telefon görüşmesi yapmıştım. Hep aklımda o zamandan beri de. Önce ya şimdi Hakan Peker'in şarkısındaki Karam gibi Karam ne güzel yeaaaa demiştim. Sonradan aklıma geldi yahu bir de bir Kore müzik grubunda Karam diye bir çocuk vardı noldu ona falan demiştim kendi kendime. Bir ara bir skandalda ismi çokça geçmişti. Şimdi baktım da The Boss diye çok da bilinmeyen bir grupta, kız güzelliğiyle meşhur olmuş bir çocuk Karam. Gerçek adı Karam değilmiş lakin sahne adı olsa da bu kategoriye girer bence.

15 Eylül 2016 Perşembe

Güney Kore'de Deprem!


Sürekli depremler meydana gelen bir deprem ülkesi olduğumuz için Korelileri en iyi biz anlarız belki de. Can kaybı yaşanmasa da depremin yaşattığı o dehşet anları, verdiği psikoloji bile korkunçtur. 3 gün önce de yani 12 Eylül tarihinde Güney Kore'nin güneydoğusunda yer alan Gyeongju şehrinde 5,1 ve 5,8 şiddetinde iki adet deprem meydana geldi. Ama Seul, Busan gibi şehirlerden de hissedildi.

Kesin bir bilgi midir yoksa rivayet midir bilmiyorum, lakin tarihinin en büyük depremi deniyor. Market rafları aşağıya inmiş, mağaza camları paramparça olmuş, yollar ortadan ikiye yarılmış... Daha neler neler! Herkes sokaklara dökülmüş. Kore'nin en büyük haber sitelerinden biri olan Naver yoğunluğa dayanamamış çökmüş, hatta uzun bir süre Kakaotalk programı bile çalışmamış. 

Bir haberde okuduğuma göre deprem anında öğrencilere derslerine dönmelerini söyleyen bir okula dava açılmış. Söylenene göre Kuzey Kore'nin bir kaç gün önceki başarılı diye adlandırdığı nükleer denemesi bu depremi tetiklemiş. Güney Kore'nin haber sitelerinden birkaç fotoğraf topladım dileyenler hepsine buradan bakabilir. Aşağıdaki haberde deprem anından görüntüleri görebilirsiniz.