23 Kasım 2014 Pazar

Kore Drama Eşyaları #2

 İlk konuda dizilerdeki en beğendiğim beş kolyeyi sıralamıştım.  Bu sefer de canım en aklımda kalan beş oyuncağı anlatmak istedi. Kolyeler kadar olmasa da bunları da dizilerini izlerken istemişliğim oldu şimdi yalan söyleyemem. :)

1) You Are Beautiful
You Are Beautiful dizisi hem takısıyla hem de oyuncağıyla listeme girdi yahu. Ne bereketli diziymiş! Bu oyuncağımızın adı Domuz Tavşan. Dizide baş rolü canlandıran Jan Geun Seuk'un bir domuz burnunu tavşan oyuncağına monte etmesiyle başladı her şey. Ve sonra acayip bir çılgınlık baş gösterdi. 2009 yılında yayınlanmış bir dizi olmasına rağmen Kore'de hala bile oyuncağına rastlayabilmek mümkündür.

___

 2) Secret Garden
Aslında senaryoda hiç geçmeyen, herhangi bir anlamlı sahnesi olmayan bu oyuncak bizim bilinçaltımızla oynana oynana aklımıza sokulmuştur. Kızımızın odasında yer alan bu oyuncağa her bölüm sarılırken ya da oyuncağın baş ucunda uyurken görmüşsünüzdür. İster istemez bizim de ilgimizi cezbetmiştir bu kedicik.

___

 3) Personal Taste
Kızımızın bir gün oyuncak dükkanının önünden geçerken tesadüfen görüp, oğlumuza benzettiği için satın aldığı bir maymunumuz. Hatta caps aldığım kısımda da bu vasıfları sayıyor, onun da senin gibi uzun bacakları var, o da senin gibi çiçek taşıyor gibi. Daha sonra dizi boyunca kızımızın maymuna oğlumuzun yerine koyup sarıldığını görüyoruz. :)

___

4) My Name Is Kim Sam Soon
 Dizimizin domuzcuğu hemen ilk bölümlerden diziye giriyor. Ve tüm dizi boyunca sık sık karşılaşıyoruz. Hatta oğlumuz dizinin sonlarına doğru kızımızla kavuşmasını bu domuzcuğa borçlu olduğunu bile söylüyor. Dizide aralarda domuzcuğa kızgın vb. yüz ifadeleri yapılarak olay mizansenleştirilmiş, hoş olmuş.

___

5) Coffee Prince
Son oyuncağımızın hangi hayvan olduğunu ben anlamadım açıkçası, bir çizgi film karakteri de olabilir. Kızımız geçinmek için diğer işlerinin yanı sıra bu oyuncakların gözlerini dikmektedir. Ancak oyuncaklarla birlikte yağmurda kaldığı bir dün oğlumuz, kızımızı evine getirir ve kurulanmasına yardımcı olur. Yağmurun çok bastırmasıyla evine gidemeyen kızımız geceyi oğlumuzun evinde geçirirken başlar oyuncak gözleri dikmeye. Merak eden oğlumuz bir tane dener, lakin gözleri yamuk diker. Kızımız da ertesi gün gittiğinde oğlumuzun yanlış diktiği oyuncağı ona hediye eder. ^^

Kore Drama Eşyaları #1 İçin Tıklayınız!

19 Kasım 2014 Çarşamba

B.E.G Üyesi Jea'nın Takip Ettiği Türk Oyuncu Sedef Avcı!


Daha önce de yazı dizimde buna benzer bir konuyla yer almıştım sizlerle. Super Junior Donghae'nin Takip Ettiği Türk! konusunu hatırlayanlarınız olacaktır eminim ki. :) Bu seferki durumda iki taraf da ünlü ancak kuvvetle muhtemel sanıyorum ki Sedef kendisini tanımadığı için takip etmiyor. Güney Kore'nin Brown Eyed Girls isimli kız grubunun üyesi Jea!


Aylar öncesinde fark etmiştim bu durumu. Genelde her ünlünün kimleri takip ettiğine bakarım. Jea'ya da bakarken Türk mi la o şaşkınlığı yaşadım. Profile girdiğimde de kendisinin kim olduğunu fark ettim. Jea, Miranda Kerr gibi dünya çapındaki popüler ve medyatik isimleri takip etmeyi seçmiş. 


Tabi ki Türkiyeden de bir isim de var. Topu topu 121 kişiyi takip ediyor, demek ki cidden merak ediyor Sedef Avcı'nın yaşamını. Eşi Kıvanç Kasabalı, çocukları ve günlük hayatlarında dair fotoğraflar paylaşırken Jea da çok özendi sanırım. Ama gel gelelim Sedef Avcı 800 e yakın kişiyi takip ederken Jea'yı etmiyor. Umarım kendisi de bir gün görüp geri takip eder... :)

17 Kasım 2014 Pazartesi

A Gentleman's Dignity - 신사의 품격 (2012)


Bir Centimenin Onuru... Bu konu için o kadar çok şey vardı ki kafamda. Ama sıra geldi yazmaya. Kalakaldım öylece. Bayanlar ve Baylar! Bu dizi benim tüm dünya dizi tarihinde en sevdiğim dizidir. Hatta bir arkadaşımla konuşmamda aynı şu diyalog geçti aramızda. Nasıl bir aşk istiyorsun diye sordu bana kendisi... Ben de biraz düşündüm ve A Gentleman's Dignity gibi bir aşk dedim. Kesinlikle! İmkansız olabilir, ama istemenin kimseye zararı yok. :) İnanır mısınız, ben bu diziye ilk başladığında 3-4 bölüm izleyip çok sıkıcı diyerek bırakmıştım. Daha sonra yarım kalmış dizilerimi tamamlama dönemimde yeniden başlayıp kendi kendime ne kadar salak olduğumu tekrarlayıp durdum. Nasıl bir zekayla, nasıl bir iç dünyayla bu diziyi beğenmemiştim ki ben yahu!


Dizinin senaristinin benim favori senaristim olan Kim Eun Sook olduğunu söylemek isterim öncelikle. Sadece onun dizilerinde bu kadar çok risk alınıp, bu kadar çok iyi oyuncuyu bir araya toplayabiliyorlar. Dizimizin başrol bayan oyuncusu Kim Ha Neul, benim aynı zamanda Korece adaşımdır. Korece adım Ha Neul (Gökyüzü) da üstünüze afiyet. Favori aktrislerimden biridir kendisi aynı zamanda. Yer aldığı her yapımı sorgusuz sualsiz izlerim. Erkek başrol oyuncumuz Jang Dong Gun'un ise sadece Taegukgi filminden tanımaktaydım. Ama bu diziyle gönlümde kocaman bir taht ile yerini aldı.



Adı: A Gentleman's Dignity
 Yönetmen: Shin Woo Cheol & Kwon Hyuk Chan
Yazar: Kim Eun Sook
Türü: Romantik, Komedi
Bölüm Sayısı: 20
Vizyon Tarihi: 26 Mayıs 2012
Şirket: SBS 
 

Dizimizde ise 4 uslanmaz ajoshimizin derin dostluğunda temel alıp, bu adamların aşkları, hayal kırıklıkları üzerinden yürümüşler. Dizide başrol oyuncular çiftimiz olarak görünse de alt metinde aslında başrol oyuncuları bu dört yakışıklı adamdır. Her bölümün başında ya da sonunda bu dört adamın arkadaşlıklarına dair minik skeçler yer almaktadır. Çok esprili ve sevimli hazırlanmış skeçlerdir. Bu diziyi Türkiye'de Kiraz Mevsimi adıyla izlediğini iddia edenler olacaktır. İnanmayın asıl dizimizin yanına yaklaşamaz benim fikrimce. 


Konuyu kabaca anlatmak gerekirse... Esas kızımız, esas oğlumuzun bir arkadaşına aşıktır. Ama esas oğlumuz, kızımıza aşık olup bu durumu da fark edince, onu ne yapıp edip kendine aşık etmeye çalışacaktır. Tabi ki bu çapkın abinin tek taraflı bir aşk yaşaması da zor olacaktır. Bununla birlikte kızımızın aynı zamanda ev arkadaşı olan en yakın dostu ve kızımızın hoşlandığı adam bir şekilde çıkmaya başlayacaklardır. Arkadaşı için aşkını içine gömen kızımız bir taraftan da aşkını gizlemeye çalışıp bir taraftan da kendisini tavlamaya çalışan bu yakışıklı çapkın aşığıyla uğraşacaktır. 


Diğer bir ajushimiz ise yıllar önce karısını kaybetmiş ama ikinci erkek olan, esas kızımızın sevdiği adamın kız kardeşinden de gizliden hoşlanmaktadır aslında. Bu kız da kendini bildi bileli bu abiden hoşlanacaktır ama hem yaş farkı, hem de abisinin en yakın arkadaşı oluşu aralarında büyük bir engel oluşturacaktır. Benim dizide en eğlendiğim çift buydu itiraf edeyim. Esas çiftten bile çok sevdiğim zamanlar olmuştu. Bir de grubun en yaramaz ajushisi mevcut. Bu abimiz zengin mi zengin bir ablayla evlenmiş ama zamparalığı da bir türlü bırakamamış. Sık sık karısına yakalansa da akıllanmamıştır bit türlü. Bu 4 erkek ve 4 kadınla harika aşk hikayeleri izlerken, genç bir çocuk peydah olacaktır ve bu dört adamdan birinin onun gerçek babası olduğu söyleyip her şeyi alt üst edecektir.


Last Scandal - 마지막 스캔들 (2008)


Son Skandal... Ajummaların da aşık olmaya hakkı vardır diyerek başlıyorum bu yazıma. Lakin dizide ajummaymış ajushiymiş hiç hissetmedim açıkçası. Sanki sıradan bir zengin oğlan, fakir genç kız draması izliyormuşçasına heyecanlıydı. Neden çok fazla rağbet görmediğini ben de anlamış değildim. Çok çok popüler olmayı hak eden bir diziydi bence. Bugün tekrar tekrar izlemeye layık bulduğum dizileri anlatıyorum. Ve kesinlikle bu dizi ik 10'umda yer alıyor. Oyuncularımıza geçecek olursak, önce bayan başrol oyuncumuz Choi Jin Shil'den bahsetmek gerekir diye düşünüyorum. Bu dizi, kendisinin son yapımı olmuştur. Dizinin çekildiği aynı yılın Ekim ayında kendisi evinin tuvaletinde asılı şekilde ölü bulunmuş. Kuvvetle muhtemel intihar ettiği düşünülüyor. Çünkü bir gece önce menajerine çocuklarına iyi bakmasına dair bir sesli mesaj göndermiş. Kendisinin iki çocuğunun babasından ayrıldıktan sonra kendini toparlayamadığı söyleniyor. Halbuki 1990 yılında başladığı sinema sektöründe çok deneyim kazanmış, geleceği de çok parlak bir oyuncuydu. Sözcükler yetersiz kalıyor... Erkek başrol oyuncumuz Jeong Jun Ho ise yine deneyimli, fakat sanki o büyük popülerlik patlamasını henüz gerçekleştirememiş bir oyuncudur bence. Kadrodaki diğer oyunculara da baktığımızda orta yaşa hitap eden bir hikaye olduğunda yaşlar üç aşağı beş yukarı aynı. Dolayısıyla tecrübeli ve kaliteli oyuncularla çekilmiş bir dizidir. Zaman zaman klişelerle karşı karşıya kalsak da kendince bir üslupları olduğunu da söylemeliyim. 


Adı: Last Scandal
 Yönetmen: Lee Tae Gon
Yazar: Moon Hee Jeong
Yapımcı: Lee Jang Soo & Choi Yi Seob
Türü: Romantik, Komedi, Dram
Bölüm Sayısı: 16
Vizyon Tarihi: 8 Mart 2008
Şirket: MBC


Dizimizin konusu gayet anlaşılır, tüm o karmaşık senaryolardan uzaktır, yalın ve hoş bir anlatımı vardır. Başrol oyuncularımız birbirlerinin ilk aşklarıdır. Bir gün ayrılırlar ve birbirlerine üniversiteyi kazandıktan sonra belli bir yer ve tarihte buluşmak için söz verirler. Lakin kızımız o buluşmaya gitmez. Yıllar yıllar hatta ve hatta yıllar sonra bu ikili yaşını başını almıştır. Kızımız bir ajumma olmuştur. Ajummamızın eşi, karısını hiç önemsemez, kızını ve onu zengin bir kadın için terk eder. Oğlumuz ise yaşı ve adı konusunda yalan söyleyen bir artisttir. Herkes onu otuzlu yaşlarında sanmaktadır. Hatta ajummamızın küçük kızı bile ajushinin hayranı olup onunla evlenme hayalleri kurmaktadır. Bu ikilinin yeniden karşılaşmalarıyla tuhaf olaylara doğru adım atacaklardır. Kocasının kaçmasından sonra kalacak yerleri kalmayan anne kız, ahjushimizin abisi ve yiğeniyle birlikte yaşadıkları evde hizmetçiliğe başlayacaktır. Ancak ateşle barut bir arada kalmaz misali bu ikilinin aşkı yeniden alevlenecektir. Ama ajushinin beyfendi abisi de ajummamızdan hoşlanınca olaylar biraz karışacaktır. Üstelik bir de ajummanın kaçak kocasının yüzsüzlükleriyle uğraşacaklardır dizi boyunca. Nasıl sinir olmuştum o adama anlatamam size. Diğer yan rollerden biri olan bir kadın daha mevcut. Bu kadın ajushimizle eskiden sevgilidir, lakin daha sonra abiden çocuk peydahladığı öğrenilince çocuğu bu iki kardeşe bırakıp yurt dışına gitmiştir. Spoiler vermek istemedim, ama olay tam olarak benim anlattığım gibi olmamış olabilir tabi ki. ;)
Ahhh unutmadan ajummamızın kızı ve ajushinin yeğeni arasındaki ilişki de çok hoşuma gitmişti. Klişe demişim başta, mesela ajummanın başta çirkin mi çirkin oluşu, ama bir anda güzelleşmesi olarak örnek verebiliriz. Ama benim bu tarz dizilerde en çok beklediğim kısımdır bu tabi. Bu dizi aşkın her şeye göğüs gerebileceğini anlatan çok güzel bir dizidir. :)

 

Wild Romance - 난폭한 로맨스 (2012)


Anlatmadığım o kadar dizi var ki... Bir de hepsini aynı gün anlatma isteğim var tabi ki. Baktım olacak gibi değil, başlayayım dedim artık. Günde bir diziyle yetinemiyorum ama hedefim 3 dizi. :D

Vahşi Romantizm... Bu diziye serseri kadın karakterleri çok ama çook sevdiğim için başlamıştım. Böyle çıt kırıldım, vırıl vırıl ağlayan, aegyeodan ölen bayan karakterler beni boğuyor izlerken. Az delikanlı olun la! Gerçi bu dizimi de zehir eden bir bayan karakter oldu. Ondan da bahsedeceğim tabi ki. Jessica! SM anam babam, nolur sanatçılarını zorla dizilere filmlere sokmaktan vazgeç. Olmuyorsa zorlama değil mi. Yazık! Hayranları kusura bakmasın ama, Jessica öylesine rol yapamıyordu ki onun yer aldığı sahneleri izlemeye bile katlanamıyorum. Bir zaman sonra senaristler de fark etmiş olacak ki, ona dizide mal gibi dursan bize yeter demişler. Çok sert girmiş olabilirim, ama şu kadarını söyleyeyim bu söylediklerim düşüncelerimin en yalın hali.
Neyse ki Lee Dong Wook ve Lee Shi Young başrollerimizde mevcut. Dong Wook'un oyunculuğunu eleştirmek kimsenin harcı değildir bana göre. Ama Shi Young bir kaç dizide küçük yan rollerde izlediğim için açıkçası ön yargılıydım bu kıza karşı. Tek amacım dizinin bir an önce bitmesiydi. Bitirdim de... Lakin dizi bittikten bir kaç gün sonra diziyi özlediğimi fark ettim. Üstelik Lee Dong Wook için değil Shi Young'u özlemiştim. O gün bu gündür tekrar tekrar izlediğim diziler arasında yerini almıştır. Halbuki sevmem ben spor ile ilgisi olan dizileri. Ayrıca dizi boyunca baş rol bayan karakterinin makyajsız ve pespaye gezmesi beni kendine bağlamasını sağladı. Özellikle  full saç makyaj, BB Krem kuyusuna düşmüş Jessica'nın yanında baldı bal!

Adı: Wild Romance
 Yönetmen: Bae Kyeong Soo
Yazar: Park Yeon Soon
Türü: Romantik, Komedi, Spor
Bölüm Sayısı: 16
Vizyon Tarihi: 4 Ocak 2012
Şirket: KBS2
 
 
 
Dizimizin konusuna gelelim şimdi de...  Oğlumuz profesyonel beyzbol liginde oynayan profesyonel bir sporcudur. Kızımız ise oğlumuzun rakip takımına holiganlık derecesinde taraftar bir bayan korumadır. Bir gün bu ikili kaderin bir cilvesiyle tanışırlar. Ancak bu tanışma onların birbirlerinden nefret etmelerini sağlayacaktır. Üstelik bir de farklı takımlara gönül vermeleri de üstüne binince ikisi birbirlerini boğacak kıvama gelirler. Temsili değil cidden boğuştukları bir sahne de mevcut. Ama medya önündeki yanlış anlaşılmaları temizlemek amacıyla oğlumuz kızımızı koruması olarak işe alır. Olaylar böylece başlarken oğlumuzun eski kırığı da çıkıp gelmez mi yeniden. Gelir tabi. Tam bir iki kadın bir adam durumu mevcut yani. Lakin kader ağ örmeyi bırakmaz, oğlumuzun sasaeng bir sapığı yüzünden herkes korku içinde kalacaktır. Dizinin en gizemli mevzusu buydu, ama klasik bir Kore dizisi izleyeni farkına varacaktır ne olup bittiğinin.
 
Ayrıca söylemeden edemeyeceğim, kızımızın yetim ve öksüz en yakın arkadaşı ve oğlumuzun robottan hallice menajerinin aşk hikayesi de alışılmışın dışındaydı. İki anormal karakterin pek tabi ki aşkları da çok normal olmayacaktır. Acayip keyif almıştım ben. Dizide bir çok yan hikaye bulunmakta. O yüzden sadece benim anlattıklarım sanıp izlememezlik etmeyin. Kızımızın ailesi, oğlumuzun beyzbolcu arkadaşları falan derken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.
 

16 Kasım 2014 Pazar

"O" An Fotoğraflarından Seçmeler #6


Gözlerdekiler de dahil, baktıkça kırmızı ve siyahın birbiriyle çatışıp durduğu bir fotoğraf. Ama 'o' an bundan ibaret değil kuşkusuz. İspanya'nın Kanarya Adaları'nda 70 kaçak göçmen yakalanmış. İçlerinden ikisi görünüyor. Kırmızı ve siyah çatışması bir yana, yakalanmış, yoksul ve hayatı doğup büyüdüğü yerden uzakta arayan umutsuz bir insanın ruh hali. Öfke, şüphe, korku, arzu ne ararsanız hepsi birden gözeneklerden çıkıp yüzüne yayılmış ışıkla buluşuyor. (Reuters / Juan Medina)


Tsunami felaketinden bir yıl sonra, Endonezya'nın Banda Aceh bölgesinde bir felaketzede kampındaki çadırda akşam yemeği. Banda Aceh'te evsiz kalanlar için yüzlerce ev inşa edildi ama büyük çoğunluk hala çadırda yaşıyor. 'O' anda akşamın soğuk mavisiyle çadırın içindeki sıcak renk, çarpıcı bir zıtlık oluşturuyor. Sanki geçen bir yılın unutmuşluğunun sıvandığı gökyüzü ile eve kavuşma bekleyişinin sıcaklığı 'o' anda birbirinden uzak duruyor, bir türlü kaynaşamıyor. (Associated Press / Ed Wray)


Hindistan'da Sihler için kutsal sayılan Amritsar kentinde bir dilenci, soğuk hava nedeniyle bir yardım kuruluşu tarafından dağıtılan sütlü çayı içiyor. AP foto muhabiri Narinder Nanu, dilenci gözlerini kaldırdığında bu hayat tarzını seçimin ya da bu hayat tarzına sürüklenmenin bakıştaki özetini yakalayıveriyor. Bakışta adeta bir son cümle bile var. "Sağolun, yardımcı oldunuz ama bu geçici bir durum..." (AFP / Narinder Nanu)


Sri Lanka... Haber, tsunami felaketinden sonra Sri Lanka'da hayatın yavaş yavaş normale dönüşüyle ilgili. 15 yaşındaki felaketzede Pinsirige Sunimal, satmak için Colombus yakınlarındaki Kalutara Budist Tapınağı'na çiçek götürüyor. Açıldıkları yön ve ışığı kucaklayan çoşkularıyla mavi lotus çiçekleri, 'o' anda çocuğun ileriye bakan umutlu bakışlarına içtenlikle eşlik ediyor. (Associated Press / Gemunu Amarasinghe)


Afganistan'da yine kar yağışı var. Başkent Kabil'in ana caddesi de kar altında. Geri planda işçiler kar küremeye hazırlanıyor. Öndeyse bu figür. Afganistan'a bugünlerde her kar yağdığında çekilen fotoğrafın alt yazısında geçen bir yılda yaşanan kuraklığı hatırlatan cümleler yer alıyor. Kar yağışına rağmen fren telleri kopuk bisikletin keyfini içen çocuğu gösteren 'o' ansa Afgan çocuklarının yaşadığı kuraklığı anlatıyor. (Associated Press / Rafiq Maqbool)

12 Kasım 2014 Çarşamba

Song Il Gook ve Türk Songdaşlar


Evet yazı dizisi başlığım altında anlatmak istediğim bir ünlüyle daha birlikteyiz efenim. Song Il Gook! Ülkemizde daha çok bilinen haliyle Jumong... Tarihi dizileriyle hayatımıza girmiş, son olarak da üçüz bebişleriyle gönlümüzdeki tahtını bozulmayacak şekilde sağlamlaştırmış, harika bir insandır kendisi. Şimdilerde sadece bebekleriyle öne çıkıyor gibi görünse de aslında bir kaç sene öncesinde ciddi anlamda çok büyük aktif bir hayran kitlesi vardı. Hala var mı bilmiyorum yalan söylemeyeyim şimdi. Ben Song Il Gook ve kendisinin Türkiye olan ilişkisini inceleyeceğim sizler için.


Öncelikle 2011 yılının 24 Ekim tarihinde Song Il Gook'un 40 yaş doğum günü münasebetiyle bir hayran buluşması yapıldı. Bir sürü de hediye verildi kendisine. Ama o hediyeler arasında öyle bir tane vardı ki... Üzerinde kendisinin Denizler İmparatoru dizisindeki bir fotoğrafından işlenmiş el yapımı bir halı. Zaten kendisi de çok sevdi bu hediyeyi. Ben yıllar önce bir videosunu indirmiştim. Hala durduğu için onu çevirdim, tabi ki çevirebildiğim kadar. Çok da bir şey anlamadım aslında bakarsanız konuşulanlardan. Videoya not almışım ama Papatya isimli bir hayranın verdiği hediye diye. Kendisinin sahnede Song Il Gook ile beraber aynı karede göründüğü bir video da var. Biraz araştırdıktan sonra hayranın kendi çektiği yüksek çözünürlüklü videoya da ulaştım. Lakin kendisi belki videosunu indirip çevirip yeniden yüklememden hoşlanmaz diye eskiden indirmiş olduğum düşük çözünürlüklü olana ekledim çeviriyi. Her ikisini de paylaşayım da merakta kalmayın canlar! Ayrı olarak Papatya arkadaşımızın sahnedeki videosunu izlemek isterseniz buraya tıklayınız. :)



Ardından 2011 yılının Kasım ayının ilk günü Kore Kültür Merkezi tarafından bir video yayınlandı. Videoda Song Il Gook'un Ankara'da açılan Kore Kültür Merkezi'ni tebrik ettiğini görüyoruz. Yanlış hatırlamıyorsam kültür elçisi olarak açılışa davet edilmişti kendisi. Üstelik geleceği haberleri de epey ortalıkta dolanmıştı. Lakin son anda aksilik ya kendisinin bir işi çıkmasından dolayı bu katılım gerçekleşemedi. Umuyoruz ki ilerleyen yıllarda Daehan, Minguk ve Mansae ile birlikte Türkiye'yi ziyarete gelsin. :D


Ayrıca Song Il Gook, Türk gazetelerinde ve gençlik dergilerinde de boy gösterdi. Sabah Günaydın Gazetesi'nden bir Song Il Gook haberine bakmak isterseniz buraya tıklayınız!

 (Fotoğraf songdaslarim.com'dan alıntıdır!)

Tüm bunların dışında yine Papatya arkadaşımız, Song Il Gook'un imzalı fotoğrafını almayı başarmış. Koreantürk sitesinde imza alma hikayesini bizzat okumak isterseniz buraya tıklayınız!

 (Fotoğraf halfkoreanhalfturkish.blogcu.com'dan alıntıdır!)

8 Kasım 2014 Cumartesi

Ulusun İkizleri: Lee Seo Eon ve Lee Seo Joon


Ünlü MC Lee Hwi Jae'nin haşarı ikizleri... Lee Seo Eon ve Lee Seo Joon! Bana The Return of Superman programını sevdiren bebelerdir kendileri. Aniden bir Lee ikizleri sevgi krizimden sonra bu konuyu yazma isteği duydum.


Komedyen, sunucu babaları Lee Hwi Jae, çiçek düzenleme sanatçısı güzeller güzeli anneleri Moon Jeong Won ile 5 Aralık 2010 tarihinde evlenir. 15 Mart 2013 tarihinde de ikilinin ikiz oğulları dünyaya gelir.
3 Kasım 2013 tarihinde de Lee Hwi Jae ve iki oğlu The Return of Superman programına dahil olur. 


Babaları programın başlarında evlatlarının ulusun ikizleri olarak anılmasını çok istediğini söylemişti. Benim için o andan itibaren ulusun ikizleridir bu bebişler. Programa başlarken minnacıklarken şimdilerde yürümeyi öğrenmiş fıldır fıldır gezmektedirler.


Programa sonradan dahil olan Song Il Gook üçüzlerini saymazsak en sevdiğim bebe ekibidir. Üçüzlerden sonra karar veremiyorum hangi grup daha tatlı diye. :D


Aslında çok da benzemeyen ikizleri ben nedense ayırt etmekte güçlük yaşıyorum. Alnı geniş olan hangisiydi yeaaa diye arada düşünürüm. :D


Programa zaman zaman Kore'nin en uzun adamı Choi Hong Man ya da çeşitli komedyenler de katılmaktadır. Ayrıca bazen programa eski kız grubu S.E.S.'in üyelerinden Shoo'nun ikiz kızları Im Rayul ve Im Rahui de dahil olmaktadır. Yani toplam dört bebek aynı evde, tamamen bir kaos.


Programdaki şu ana kadar olan favori anım ise Lee Seo Joon kardeşten geldi. Tüm aileler toplanır ve eğlenirken, herkes burnunda kaşığı düşürmeden taşımaya çalışırlar. Seo Joon'umuz da kendi yeteneğini sergiler. İnanılmaz tatlı >_<

6 Kasım 2014 Perşembe

TOP 10 K-Pop Listesi / Ekim 2014


İnanılmaz yoğun bir dönemde Ekim ayı listesini unuttuğumu fark ettim bugün. İşsiz olmama rağmen nasıl bu kadar yoğun olabiliyorum, inanın ben de akıl sır erdiremiyorum. Aklıma gelmişken hemen çok daha geç olmadan yazmak istedim. :D

1)EXO - Growl
EXO hayranı olmamam dolayısıyla listemde sadece en çok bilinen bir iki şarkısı olduğu için daha önce hiç Exo şarkısı paylaşmamıştım. Ama bu sefer listeye ilk sıradan girdi. EXO'dan çok fazla haz etmediğimi söylemiş miydim bilmiyorum. Ama bu şarkıyı bir nevi zeytin dalı uzatma manasında paylaşmış olayım. Hak verelim şarkı güzel. Benim de gün gelip ağzımda ırırong ırırong diye dolaştığım olmuştur hani. :)

2) B1A4 - What's Happening
B1A4 Hello Baby programında ölümüne sıkılmama rağmen seviyorum bu çocukları. En büyükleri benimle yaşıt olmasına rağmen sanki benden küçüklermiş gibi hissediyorum bu yavrucakları nedense. Bu şarkılarını da pek severim. Klipleri de eğlenceli, hatta yer yer komik denilebilir.

3) Lee Seung Chul - No One Else (More Than Blue OST)
Ülkemize geleli çok fazla olmamış bir ses... Lee Seung Chul! İstanbul'a aşık olmuştur kendisi. Buradayken de benim twitimi de cevapsız bırakmadı tabi ki. Onun yazısını da blogda bulabilirsiniz. Neyse... More Than Blue filminde çok ağlayanlar olduğunu duyup oturmuştum filmin başına. Ön yargılarımı da bir kenara bıraktım, acaba cidden ağlayacak mıyım diye başladım izlemeye. İzledim, izledim tık yok bende. Aha film bitiyo aga ağlamadım ki ben derken... Tam o anda verdiler bu müziği alttan alttan ben açtım muslukları, salya sümük ağlıyorum. Ama nasıl ağlamak, içim çıkmıştı. Öyle bir etkisi var bende bu şarkının işte. :)

4) Ailee - U&I
Hala bile hatırlarım Ailee'nin Music Bank'teki U&I performansını. Resmen kadın öyle coşturdu ki, konser sonunda Ailee hayranı olmayan tek kişi kalmamıştır herhalde. Ailee'nin şarkıları bana hep Işın Karaca'nın şarkılarını anımsatıyor niyedir bilmem. İkisi de hükümet gibi hatunlar, belki de o yüzdendir. :D Şarkı en sık dinlediğim şarkılar arasında yer alır. Ritmi kıpır kıpır yapar adamı, hele Türkler gibi tencere tıkırtısına oynayan bir milleti yerinde oturtmaz. ^^

5) FT ISLAND- FT ISLAND
En eski Türk Primadonnalardan olduğumdan bahsetmişimdir herhalde. Üniversite sınavına hazırlanırken dersaneye gidiş gelişlerde otobüste bu şarkıyı dinlediğimi hatırlıyorum. Yeni hayranlar bilmeyecektir belki de. Evet yanlış yazmadım şarkının adı da FT ISLAND.  Şarkıda aralarda Eftiayeseleyendi Let's Go! kısımlarına hala bile yaşıma başıma bakmadan eşlik ederim. :D O zamanlar bir de eski üye Oh Won Bin var tabi. Bak yine duygulandım! T.T

6) EXID - Every Night
Hatırlarsınız İstanbul'da RANIA ve EXID gruplarının bir imza günü olmuştu. Bu hayran buluşmasına RANIA hayranı olarak gidip EXID hayranı olarak eve dönmüş garip bir insanım ben mesela. RANIA kızları da çok şekerdi, çok eğlenceliydi. Lakin EXID bir başka samimi bir başka keyifliydi. Özellikle Hani kızımızı izin verseler kucağıma alıp eve getirecektim o derece. Toplantı boyunca sürekli göz temasında bulundu benimle. İmza alırken de bana çok güzelsin demişti benim prensesim. :D O hayran toplantısında Sojin bu şarkının küçük bir kısmını seslendirmişti. İsteyenler youtube kanalımda bulabilirler videoyu. :)

7) JunJin - Come
Shinhwa hayranı olmazdan önce JunJin hayranıydım ben. Çok sonra öğrendim benim JunJin'in Shinhwa üyesi olduğunu. Bu şarkısı da solo çıkardığı bir şarkıdır. Klip de şarkı da pek çekici, pek baştan çıkarıcı yahu. :D
Şarkıyı come ismiyle bulamayabilirsiniz wa diye Korece haliyle geçer çünkü...

8) 2PM - Again & Again
Tam liste bitti bitiyor derken bir 2PM şarkısı daha sıkıştı şuracığa. Jay Park'lı, Hottestların söylemek istediği haliyle Jaebeom'lu zamanlardan bu şarkı. Bu şarkının sözlerini ezberledim ben yeaa diyip karaokede öylece mal gibi kaldığımı hatırlıyorum. Cidden söylemek o kadar kolay değilmiş bu şarkıyı. Adamlar 7 kişi zor söylemiş, ben nasıl tek başıma yetişeyim anacım. :D Bu şarkıda en çok Chansung'un ve Taecyeon'un rap kısımlarını seviyorum. Ehi! :)

9) Hyorin - One Way Love
Benim için hatun kelimesinin tam karşılığı bir ablamızdır kendisi. Ölünür, bitilir kendisine... Kız grupları arasında belki de solo albüm çıkarmaya en layık isimdir. Ve sonunda benim yakarışlarıma yanıt verip solo albümünü de çıkardı. Neredeyse bir yıl oldu, ama ben hala doyamadım şarkıya, sanki dün çıkmış gibi. Klibinde de yakın zamanda Türkiye'ye gelmiş Reply 1994'ün yakışıklısı oynamış. Tam kaymaklı ekmek kadayıfı. :D

10) SeeYa - My Heart is Touched (Personal Taste OST)
Bu listede de iki adet ostumuz yer almış. Seviyorum dizi ve film müziklerini. Personal Taste dizisinin belki de benim için en iyi tarafı müziğiydi diye iddialı bir söz söylemek istiyorum. Son Ye Jin'den zaten haz etmiyorum, senaryoyu desen çok sevdim diyemem. Bir tek Lee Min Ho kurtarmış diziyi, tüm yapımı tek başına kucaklamış resmen. Ama cidden sözleri anlamasanız bile bu şarkı insanın kalbine kalbine dokunuyor.

29 Ekim 2014 Çarşamba

Komşumuz Japonya Hisset! Dene! Japon Festivali [26 Ekim Pazar 2014]

 (Fotoğraf Tolga Ercan arkadaşımıza aittir.)

Bir garip etkinlikle karşınızdayım efenim. Daha önce hiç bir Japon etkinliğine katılmamış bir grup arkadaş olarak yeni ufuklar açmalıyız dedik kendimize. Kore hayranlığı kimliğimizi bir kenara atıp attık kendimizi yollara. Uzun ve karmaşık bir yolculuktan sonra soluğu Baltalimanı'ndaki Japon Bahçesinde aldık. Giderken 3 vesait kullandığımı da belirtmeden edemeyeceğim. Bindiğimiz son vesait olan minibüstekilerin yarısının bu etkinlik için yola çıktığını inerken fark ettik. Mekanın karşısındaki Portaxe isimli mekanda üniversite mezuniyet balom olmuştu. O yüzden onu görüp daha bir şaşırdım. 


Neyse işte bahçeye akın eden kalabalığı takip ederek girdik etkinlik alanına. Deyim yerindeyse iğne atsan yere düşmezdi. Şöyle biraz içerlere ilerleyelim dedik. Japonca isim yazdırma gibi tüm stantların başı tıklım tıklımdı. Üstelik hiç de azalmıyordu, aksine zaman geçtikçe içerideki insan sayısı arttıkça artıyordu. Biz bahçeyi genel anlamda bir kez gezdik. Gezerken de bir sürü Kore hayranı arkadaşla da karşılaştık. :D Lakin hevesle fotoğraf çekmek için gittiğim bu yerde o kadar çok insan vardı ki yer bile görünmüyordu. Bırak Japon bahçesinin fotoğrafını çekmeyi. Sadece bir adet fotoğraf çekebildim, o da yukarıdaki fotoğraftır.

(Emine Kaya arkadaşımızdan bir fotoğrafımız...)

Suşi ikramı var dediler, ama biz suşinin kokusunu dahi alamamıştık. O yüzden acıkan bünyelerimizi dışarı attık belki olur da yemek yiyecek bir yer buluruz umuduyla. Lakin elimiz boş kuyruğumuzu kıstırıp geri döndük. Biraz daha amaçsız dikildikten sonra Kore hayranı dostlarla karşılaştık. Toplandık, bir masayı çevreledik. Uzun zamandır görmediğimiz arkadaşlarla sohbet, muhabbet oldukça hoştu. Hatta günün tek kayda değer güzelliği de bu oldu diyebiliriz. Ha bir de açılış konuşmaları yapılırken Türk bir konuşmacının sözlerini çeviren Japon tercüman kızımız Türkçe sözleri yine Türkçe'ye çevirip herkesi güldürdü. Onun şirinliği de günün güzel bir anısıydı.

(Tolga Ercan arkadaşımız tarafından çekilen selfiemiz... ^^)

Biz masada dikilirken cosplay yarışması da başlamıştı. Adaylar teker teker kostümlerini ve büründükleri karakterleri tanıtıyorlardı. Birkaç istisna dışında çok başarılı değillerdi fikrimce. Hele bir tanesi vardı ki, yüzü cosplay boyundan aşağısı Ankaralı Turgut idi. Ama etkinlik boyunca cosplayler ve geleneksel kıyafet giymiş Japonların etrafta dolaşması hoşuma gitti. Sanki başka bir boyuta geçmiş gibiydik. Lakin bu etkinliğe gelmiş teyzeler, amcaları da unutmamak lazım. Sakın yanlış anlamayın küçümsemek gibi bir iğrençlik yapmıyorum. Ama bebek arabasını alıp Japon bahçesinde çimene yayılıp piknik yapmak nasıl bir düşüncenin ürünü olabilir ki, hem de o kalabalıkta. Sanıyorum ki semtte oturan kim varsa gelmişti. 

Biz gitmek için durakta beklerken bir amcanın yanımıza gelip "Burada bir 'Japon Pazarı' varmış, nerede ki o acep?" sözü de günü en iyi özetleyen cümleydi. Amca pazar değil o festival düzeltmesini yapsak da içerisi pazar yeri gibiydi zaten, amca haklı sayılırdı.. Kimin eli kimin cebinde belli değildi. Etkinlikte bir ara masalara kuru pasta ikramı yapıldı. Ama amcalar öylesine masamıza hücum ettiler ki saniyesinde bitti pastalar. Kapılar sonuna kadar açıktı, hani derler ya ışığı gören geliyordu. Biz de daha fazla dayanamayıp attık kendimizi dışarı ve koşarak uzaklaştık olay yerinden.

Daha önce onlarca Kore etkinliğine katıldım, ama böylesini daha önce hiç görmemiştim. Üzülerek söylüyorum ki bu etkinliği organize edenler tamamen bir hayal kırıklığı...