30 Temmuz 2014 Çarşamba

Koreli Ünlülerin Türk Benzerleri!


Bugün sizlere bambaşka bir post yazıyorum panpalar! Yaklaşık bir senedir, evet yanlış duymadınız bir senedir bu posta hazırlanıyordum. Gel gör ki, her şeyi not aldığım not defterimi kaybetmemle bu posta dair hevesim de kaçmıştı. Hafızası çok güçlü biri de sayılmadığımdan amaaan dedim koyver gitsin. Ama biraz önce zihnimin bana oynadığı bir oyunla bu listeden bir kaç ismi gayet rahat sıralayabildim. Gece insanı oluşumun da buna katkısı vardır sanıyorum ki. Gündüzlere nazaran gece daha çok kafam çalışır. Neyse işte liste demiştim değil mi. Dedim o bir senenin hatırına yazarım ben bu postu. Evet uzun zamandır Kore popüler kültürüyle içli dışlı olunca, Türk popüler kültürüne maruz kaldığım zamanlar bazen bir kültür şoku etkisi yaşıyorum. İşte bu etkiler sırasında maruz kaldığım Türk popüler kültür kişilerini, Kore'dekilerle bağdaştırıyorum, çağrıştırıyorum. Sizin de vardır birbirine benzettiğiniz kişiler vs. Ama bir de benimkilere bakın isterim.

1)  VJ Bülent - Jo Kwon benzerliği. İlk numaramızda en çok benzettiğim kişi yer almaktadır. Bu maddeyi yanlış anlayan okuyucular olacaktır. Ama sizi temin ederim nefret söylemlerini üslup olarak benimsememiş bir blog yazarıyım. İnsanların cinsel tercihleri kendilerinin bilecekleri bir durumdur. Kimsenin kişiliğine bir söz söylemek bana düşmez. Nitekim bu iki kişiyi de şahsen sempatik bulurum. Zaten dış görünüş bakımından çok ama çok benzettiğim iki kişidir bu ikisi. Ama Jo Kwon'un gay barın önünde görüntülendiği dedikodularından ya da Priscilla müzikalinden sonra birer kez daha aklıma gelen bir konudur orası ayrı tabi. Sizce de çok benzemiyorlar mı?

2)  Işıl Alben - Amber Benzerliği. Sıradaki benzerlerim farklı kulvarlardaki iki kişidir. f(x) grubundan Amber ve Galatasaray Bayan Basketbol takımının kaptanı Işıl Alben. Galatasaraylı olmam dolayısıyla çok sevdiğim bir sporcudur Işıl Alben. Hatta ÖSS (Üniversite giriş sınavının ben girerken ki adı) 'ye girdiğim gün okulun bahçesinde gördüğüm, lakin yusuf yusuf sınav heyecanıyla kimim ben, nerdeyim ben gibi soruları kendi içimde cevaplamaya çalışırken gözüm bile görmedi kendisini. Amber ile ilgili benzerliğine gelirsek, sanırım biraz da ikisinin de erkeksi tarzlarından dolayı benzetiyorum. Yoksa yüzleri çok benzemiyor gibi.

3) Bendeniz - Youngjee benzerliği. Bir sonraki benzerlerimizden birini siz sanıyorum adını bile duymamışsınızdır. Bendeniz'i tanırsınız herhalde, ben şarkılarını çok haz alarak dinlerim sürekli. Hatta mp3'ümde, telefonumda falan şarkıları eksik olmaz. Bir gün bir tv showu izlerken de Youngjee ile tanıştım. Biliyorsunuzdur Kore'de tv showların sonunda o zaman çıkan son klipler yayınlanır. Normalde show videosunu izlerken bu şarkılar çıktı mı anında kapatırım ama Youngjee'nin bir şarkısı çıkınca kalakalmıştım. Ardından indirip dinlemeye başladım. Çok beğenmiştim, ama birine benziyor bu birine benziyor derken karışık çalan mp3'ümde bu şarkının ardından birden Bendeniz çıkıverdi. Oha dedim günlerdir kaybolmamış eşeği arıyormuşum. İkisinden de birer şarkı veriyorum. Müzik olsun, ses renkleri olsun, tarz olsun her açıdan benzetiyorum bu ikiliyi.


4) Bülent Ersoy - Bae Yong Joon benzerliği. Biliyorum şu an içinizden sövenler var oralarda. Bae Yong Jun, Kore'de çok sevilen karizmatik ve yakışıklı bir abimiz. Bülent Ersoy derken şimdiki halini kastetmiyorum yalnız, ameliyat olmadan önceki halini söylüyorum. Winter Sonata zamanları bana hep Bülent Ersoy'un gençlik fotoğraflarını anımsatmıştır. Bu yüzden söylemeseydim içimde kalacaktı. Bu madde dolayısıyla gelebilecek her türlü nefret yorumlarına kapalıyım... :D

5) Keremcem - Lee Dong Wook benzerliği. Zaten bir Koreli ile bir Türk'ün birebir benzemesi milyonda bir ihtimal falandır. O yüzden benzetmeye çalışırken çok kasmadım, isterim ki siz de kasmayın. Genel görünüşe, havasına, tarzına, oynadığı rollere falan bakacak olursak bence Lee Dong Wook'un Türkiye'deki karşılığı Keremcem'dir. Elit, romantik, centilmen yakışıklı jön imajları ve gülüşleri ikisinin de hemen hemen aynı bence.

6) Meltem Cumbul - Bada benzerliği. İlk kpop gruplarından olan S.E.S grubunun bir üyesi olan, 2003'ten beri solo kariyerine devam eden ama çok da medyatik olmayan kızımız Bada'yı ise Meltem Cumbul'a çok benzetmekteyim. Özellikle bakışları ve gülüşleri bana birbirlerini çağrıştırıyor. Benzer fotolar bulamamam sizi yanıltmasın, cidden benziyorlar bence.

7) Erol Büyükburç - Euiri benzerliği. Kore'de Elvis Presley vari tarzıyla tanınan, herkes tarafından sert,  taş fırın erkeği oluşuyla bilinen Euiri'nin,  Türkiye'nin Elvis Presley bayisi olan ve masaya elini vurup saksı değilim ben diye haykıran Erol Büyükburç ile benzerliğini görmezden gelemezdim.  Euiri denilen adamın ne işle uğraştığını tam olarak bilmiyorum oyuncu galiba, ama variyety showlarda çok kez bu adama atıfta bulunulduğuna rastlayıp her seferinde olmasa da sık sık Erol Büyükburç mu la o şaşkınlığı yaşıyorum.

8) Ebru Polat - Hyuna benzerliği. Şimdi bir tarafı aşağılayıp bir tarafı göklere çıkarmak isteyen okuyucularım olacaktır biliyorum. Ama hiç kusura bakmaycağnız canlar ama ikisinin de tarzları aynı. Gerek kliplerinde, gerek şarkılarında, gerek hal ve hareketlerinde, gerek giyim kuşamlarında hiç bir fark görmüyorum. Hyuna severler, pıtırcıklarını tabi ki Ebru Polat ile kıyaslamak istemeyeceklerdir. Ama o at gözlüklerini bir kenara bırakıp bir kez daha bakın derim. Çok benzediklerini göreceksiniz.

9) Mehmet Ali Erbil - Lee Hwi Jae benzerliği. Lee Hwi Jae'yi ilk kez 2009 yılında izlemiştim. Ve o ilk programdan beri bu herif ne kadar bizim Memedali'ye benziyor la diye düşünüyordum. İkisinin de sunucu oluşu belki de bu çağrışıma zemin hazırladı bilemeyeceğim. Ama üslupları çok benzemese de tip bakımında çok benzetiyorum ikisini de. Karakterleri de benzer aslında, ikisi de deli dolu ele avuca sığmıyor.

10) Gökhan Kırdar - Shin Song Woo benzerliği. İtiraf ediyorum bu benzerliği bu postu yazmaya başlayınca buldum. Bir taraftan şarkı dinleyip bir taraftan blog yazında böyle ilhamlar gelebiliyor bazen. E Gökhan Kırdar'ın şarkısı çıktı, çok da severim, kime benziyor ki acaba Gökhan Kırdar derken şakkadanak da buluverdim. Biraz zorlama bir arayış olsa da bulduğum sonucun arkasındayım. Şimdilerde Rommate programında yer alan şarkıcı ve müzikal oyuncusu Shin Song Woo ile acayip benzemiyorlar mı la.

29 Temmuz 2014 Salı

LEDApple Türkiye'ye Geliyor!


Duyduk duymadık demeyin! LEDApple grubu İstanbul'a gelecek! Evet bu haber size bilmem de en azından bende bomba etkisi yarattı. Çok tanıdığım bir grup sayılmaz. Ama en azından Music Bank'ten sonra grupların cesaret aldığına bir kanıt olarak görüyorum ben bu adımı. 
Olaya gelecek olursaaak... Dün LEDApple'ın resmi facebook sayfasında üç adet etkinlik açılmıştı. Athena, Barselona ve İstanbul! Ve ben bunu gecenin bir vakti öğrendim. Sevinç çığlıklarını kendime saklamak zorunda kaldım tabi ki. Etkinlik tarihi 1 Kasım olarak belirtilmiş, ama söylendiğine göre etkinlik tarihi kesin olarak belli değilmiş, sadece etkinliğe katılacak kişi sayısı belirlenmek amacıyla rastgele bir tarih belirlenmiş. Zaten diğer etkinliklerin tarihine de bakarsanız hepsi peşpeşe günlerde, pek mümkün görünmüyor gerçek tarihler olması. Şimdilik yer ve zaman tam olarak belirgin değil, ayrıca ücret meselesi de bir soru işareti, ücretli olacak mı, olacaksa ne kadar olacak, bilet fiyatının aralıkları ne olacak, kontenjan ne kadar olacak ya da etkinlikte neler olacağına dair sorular hala belirsizliğini koruyor. Gelişmeler oldukça sizlere de bildireceğim. Ama en azından şimdilik gelecekleri belirlenmiş. Geriye bize kalan Music Bank'te olduğu gibi para biriktirip, grubu tanımaya çalışmak. \(^_^)/


26 Temmuz 2014 Cumartesi

Koreli Bebekler - Song Il Gook Üçüzleri


Yeni bir kategori daha açmanın kıvancıyla sizlere selamlar canlar. Ki varsa orada birileri... :)
Yine uzun zamandır aklımda olan ama artık mezara mı götüreceğim ben bu konuyu telkiniyle yazmaya cesaret bulduğum bir konudur. Aslında Yerin ve Yeseo Park konusuyla kıyısından köşesinden göz kırptım. Baktım seviliyor, okunuyor, merak ediliyor. Ben de devam edeyim dedim. E hepsinin Yerin Park gibi video blogları neyin yok haliyle o yüzden farklı bir konu şarttı. 


Bu konu hakkında ilk post olarak başka bebişleri düşünüyordum ama bugün gördüğüm bir video ile vazgeçtim. Hahaha! Evet altta görmüş olduğunuz videoda Adnan Oktar, kedicanlarıyla birlikte oturmuş Song Il Gook ve üçüzlerine bakıp yorum yapmış. Nerden esmiş, kim göndermiş fotoğrafları bilmiyorum ama çok güldüm buna ve herkesle paylaşmak istedim. Bunu paylaşırken de yeni konu girişini de yapayım bari dedim.


Song Il Gook'u tanımayan yoktur herhalde. Ülkemizde daha çok Jumong olarak tanınır. Hatta Türk Song ll Gook hayranlarının Songdaş olarak anıldığını biliyorum. Epey faal bir hayran grubu sayılabilir bile. Karısı Jeong Seung Yeon'la 15 Mart 2008 tarihinde medyadan uzak bir nikahla evlendi. 16 Mart 2012'de de üçüzleri dünyaya geldi. İsimleri Dae Han, Min Guk ve Man Sae imiş. Bunu öğreneli yeni oldu aslında, öğrendiğimde çok şaşırmış ve hoşuma gitmişti. Çünkü bilenleriniz vardır, bu isimleri yan yana telaffuz ettiğinde Daehan Minguk Manse! yani Kore Cumhuriyeti Çok Yaşa! gibi bir anlama geliyor.


Son olarak da bu üçüzlerin gündeme gelmesine neden olan olay ise Return of Superman programında gözükmeleridir. Millet bir çocukla baş edemezken üç tane haşarı oğlanla baş etmeye çalışıyor bizim Il Gook. Hele ki Song Il Gook'un 42 yaşında olduğunu düşünürsek. Allah karısına da ona da sabır versin vallaha. Lakin ne kadar yorucu ve maliyetli gözükse de çok özendirici bir durum bence. :)






25 Temmuz 2014 Cuma

Full House - 풀하우스 (2004)

Bir kere dizi anlatmaya başladım mı duramıyorum. Birinden ötekine atlıyorum. Dedim madem eskiden izlediğim bütün dizileri anlatmayı düşünüyorum bugüne gelene kadar daha çoook yolum var. İçim rahat etmedi, baktım yazma hevesim de var oturdum yine blogun başına.


Rain'in izlediğim tek dizisidir bu dizi. A Love to Kill dizisini her arkadaş toplantısında tavsiye eden arkadaşlarıma her seferinde listeye ekledim izleyeceğim diyorum ama liste uzun anacım napalım sıra gelmiyor. Bir de ben öyle salya sümük ağlaklı dizileri sevmiyorum, önceden severdim ama artık fenalıklar geliyor yarıda bırakıyorum. Ama eğer ki duygusal olduğum ağlamak istediğim bir gün olursa diye aklımın bir köşesinde yazılı. Neyse bir diğer baş rol oyuncusu olan Song Hye Kyo'ya gelelim... Aslında yüzü daha aşina geliyordu bana sanki bir kaç yapımını daha izlemişimdir gibime geliyordu. Ama şimdi baktım da bu oyuncunun da tek izlediğim dizisi Full House imiş. Kızın boyuna 1.60 yazmışlar ama bence epey bir sallamışlar gibi, mümkün değil o kadar uzun olması. Ya da Rain'in yanında bir yanılsama oluyor bilemeyeceğim.


Dizi ilk izlediğimde oha bir dizi nasıl bu kadar güzel olur izlenimi yaratmıştı. Birkaç kez üst üste izlediğimi hatırlıyorum. Lakin bir kaç ay önce yeniden izleyeyim dedim böyle bir yabancılaştım diziye, bu muydu la o ayılıp bayıldığım dizi oldum. Eee bildiğin sıkıcı bu dizi. Sanki dizi oyunculara temizlik yaptırmak için çekilmiş, uzun uzun temizlik sahnelerinden gına geliyor. Olaylar ilerlemiyor, adamı fıtık ediyor. Hele ki günümüz dizileriyle karşılaştırınca vasat kategorisine bile girebilir zaman zaman. Ama dediğim gibi ilk yayınlandığı zamanlar seçenek azlığından belki de çok güzel gelmişti. Yine de hakkını yemeyelim şimdi dizinin, senaryo oldukça orijinal oluşu, oyunculukların kalitesi, karakterlerin şirinliği de cabası.



Adı: Full House
 Yönetmen: Pyo Min Soo
Yazar:  Min Hye Jeong
Yapımcı: Min Hye Jeong & Kim Jong Shik & Jeong Seong Hyo
Türü: Romantik, Komedi
Bölüm Sayısı: 16
Vizyon Tarihi: 16 Temmuz 2004
Şirket: KBS2





Esas kızımızın vefat eden ailesinden kalan tek yadigarı harika evidir. Ancak sahtekar arkadaşları onu kandırıp evini satarlar ve o da kapı dışarı edilmek zorunda kalır. Amma ve lakin evi alan kişi de bizim ünlü bir aktör olan esas oğlanımızdır. Önce evden atar falan ama sonra kızımıza acır. Evde temizlik yapması karşılığı evinde kalmasına izin verir. Bu sırada evini geri almaya çalışırken yanlış anlamalar, karışıklıklar sonucunda bu aynı evde yaşayan iki genç 6 aylığına anlaşmalı olarak evlenmek durumunda kalırlar. Bu anlaşmalı evlilik, klasik bir dizi gereği anlaşmalı olarak kalmayacaktır hep. E ateşle barut yan yana durmaz anacım. Zamanla bu ikisi birbirlerinden elektrik alacaklardır, acaba bir çay içsek mi düşünceleriyle boğuşacaklardır. Ama gençler birbirlerini beğenmiş sevmiş bırak dimi, yooook illa ki bir aşk çemberi oluşturacaklar. Kızımızın bir takıntısı, oğlumuzun bir kırığı derken olay içinden çıkılmaz bir hal alacaktır. Ama hepimizin de tahmin ettiği gibi gerçek aşkı kim yenebilir ki.



Kalıplaşmış romantik komedilerden çok da sıyrılamamış, zengin oğlan fakir kız klişesini başarıyla işlemiş bir dizidir. Çok yerden yere vurdum gibi geliyor azıcık da öveyim o zaman. Sevimliliği ve şirinliği dozunda, aşkı kaliteli bir şekilde anlatmış, belden aşağı konularda hassas davranmış, çoluk çocuğun ana bacının rahat rahat izleyebileceği masum mu masum bir dizidir. Sizden eğlenceli olmasın eğlenceli, yer yer komik bir dizidir aynı zamanda. İzleyenlerin ilk 10'unda yer alabilitesi yüksektir.

Sonuna da dizinin müziği gibi bir şey olmuş şu 3 ayı şarkısını da ekleyeyim bari... ^^



The 1st Shop of Coffee Prince - 커피 프린스 1호점 (2007)

Dedim madem eski dizileri anlatmaya başladım. Daha fazla yeni dizi izlemeden izlediğim tüm dizileri anlatayım da yeni dizilere yer açılsın. Bu nedenledir ki dizi anlatımlarına hız verdim, ağırlık verdim. Tam anlamıyla kronolojik bir sıralamayla gitmesem de izleme zamanıma göre anlatıyorum dizileri de. Yani bu dizi de ilk izlediğim diziler arasındadır. Ve övünerek söylüyorum ki yayınlandığı tarihte izlemiştim, bölümleri iple çekerek.


Goong dizisiyle başarıyı yakalayan Yoon Eun Hye  hiç ara vermeden daha sonra anlatmayı planladığım The Man of Vineyard dizisinde oynamaya başladı. Ama bu dizi çok da tutulmadı, Eun Hye'nin popülerliğinden yararlanılmaya çalışıldı biraz da, sıkıcı bile denilebilirdi. Ama Eun Hye yılmadı ve bu dizinin de ardından başka bir yapımla anlaştı. Coffee Prince! En az Goong kadar başarılı bir seçimdi bu da. Ve artık bu kızın gerçek bir oyuncu olduğunu herkes anlamıştı. Esas erkek oğlumuz da Gong Yoo... Sevilen bir kaç yapım da yer alsa da kariyerinin zirvesini bu diziyle yaşamıştır. Dizi olduğu zamanlar hangi Koreli'ye sorsan ideal tipim Gong Yoo derdi. Benim de uzun bir süre ideal tipim haline gelmiş bir abidir kendisi. Ayrıca Türkiye'de Gong Yoo'ya tıpatıp benzeyen bir Türk var, ama kimdir, şimdi kim bilir nerdedir bilmiyorum. Lakin size garanti verebilirim kendisi Gong Yoo'nun İstanbul bayiisi idi. ;)


Dizimizde yer alan kafemizin prenslerinden biri olan Hwang Min Yeop'un 2008 yılında trafik kazası sonucu yaşamını yitirdiğini üzülerek söylemeliyim. Öldüğü haberin geldiği günü hala bile hatırlıyorum. Cenaze töreninden gelen görüntülere içim acıyarak bakmıştım. 2006 yılında başladığı 2 yıllık kısacık kariyerinde tam yıldızı parlayacakken böyle üzücü bir durum olması herkesi çok üzmüştü.

Adı: The 1st Shop of Coffee Prince
 Yönetmen: Lee Yoon Jeong
Yazar:  Lee Yoon Ah & Jang Hyeon Joo
Yapımcı: Lee Eun Kyu
Türü: Romantik, Komedi, Dram
Bölüm Sayısı: 17
Vizyon Tarihi: 2 Temmuz 2007
Şirket: MBC


Esas kızımız babası öldükten sonra küçüklüğünden beri çeşitli işlerde çalışarak ailesini geçindirip anne ve kız kardeşine bakan hayırlı bir evlattır. Küçüklüğünden beri her türlü işi yaptığından kız olmanın tadını bile çıkaramaz, kısacık saçlarla erkek Fatma gibi işinde gücündedir. Esas oğlumuz ise babaannesinin zorlaması üzerine bir kafeyi en baştan adam etmeye çalışan zengin aklı havada bir gençtir. Oğlumuzun bir de kuzeni vardır. Bu kuzeni Lee Seon Gyun oynamaktadır. Bence bu adam ikinci erkek rolünde oynamamalı, insanın cidden hangisini seçeceğine dair kafası karışıyor. Kızımız süt teslimatı yaparken bu kuzenle tanışır ve aralarında bir çekim olur. Ancak kuzenin sevdiği başka hayırsız bir kız vardır. Bu kız aynı zamanda esas oğlumuzun da ilk ve tek aşkıdır. Ama kuzeninin kız arkadaşı olduğundan yıllardır içinde tutar. Esas oğlumuz esas kızımızın, aslında kız olduğunu anlamayarak erkek sanır ve onu görücü randevularda taliplere gay olarak görünerek kaçmak için kullanır. Kızımız para kazandığı sürece bu küçük oyuna ses etmeyecektir. Sonunda oğlumuzun sahibi olduğu Coffee Prince kafesinde çalışmak isteyecektir, ama sadece erkeklerin çalışabildiği bu kafede çalışmak için kız kimliğini gizlemeye devam edecektir.


Lakin bu oyun onun başına büyük işler açacaktır. Oğlumuz kızımızdan, kızımız oğlumuzdan hoşlanacaktır. Ama oğlumuz bir erkekten hoşlandığını, gay olabileceğini bir türlü kabullenmeyecektir. Kızımız da yalanı ortaya çıktıktan sonra olacaklardan korktuğu için bu gerçeği ne olursa olsun anlatmayacaktır. Ta ki...Ta ki ye gelecek olursak spoiler vermiş olurum. İyisi mi izlemeyenlerin hevesini kaçırmayalım. Merak eden varsa diziyi izlemeye davet ediyorum onları.  Dizideki romantik sahneler sizin bile içinizi ısıtıyor. 
Bir zamanlar Kore hayranı olduğunu savunan bir gerizekalı vardı. Dizide Gong Yoo ve Eun Hye'nin öpüşme sahnelerini alıp alın bakın Koreli erkeklerin hepsi gay diye geziyordu ortada. O geliyor bazen aklıma kendi kendime gülüyorum. :D


Dizimizde kahve prensleri var dedik değil mi? Bir diğer prensimiz de okul çıkışlarında sattığı krepleriyle ünlü Japon asıllı yakışıklı ama bir o kadar da cool karakterimizdir. Bu karakteri Kim Jae Wook oynamaktadır. Bir diğer prensimiz, çapkınlık konusunda kitap yazmış haşarı olduğu kadar cıvıl cıvıl olan, Kim Dong Wook'un canlandırdığı karakterdir. Sonuncu prensimizi ise yukarıda anlattığım vefat eden Hwang Min Yeop canlandırmaktadır. Azıcık saf ama bir o kadar masum ve hepsinden çok herkülvari bir karakteri canlandırmaktadır. Bu karakter de esas kızımızın kız kardeşine deliler gibi aşıktır. Bir de prens sayılır mı bilmiyorum ama kafenin ezelden beri sahibi olan pasaklı pis bir amcamız var. Karakterlerimizin hepsi bu kadar değil ama kemik kadro bu şekilde. Konuya da spoiler verme endişesiyle tam giremedim. Napalım bu dizi anlatımı da bu şekilde olsun. ^^
 
 

Düşlerimin Prensi / Goong - 궁 (2006)


Denizler İmparatorluğu ve Sarayın Rüzgarı gibi dizilerden türeyen sınırlı üretim Kore hayranlarından sonra (ki ben ben de bu ilk üretim mamulü Kore hayranlarındanım) şimdiki Kore hayranlarının %50 si belki de daha fazlasının Kore hayranı olmasına vesile olan bir dizidir. Ve sağdan soldan duyduğuma göre TRT'nin reytinglerinde gözle görülür bir artışa neden olan bir dizidir. Bundan güç alan TRT ve diğer çeşitli medya kuruluşları da Kore dizilerine hücum etmeye başladılar.


İşte bu efsanevi diziyi bir de ben anlatmasaydım anısına saygısızlık yapmış gibi olacaktım. Lakin diziyi anlatmadan önce şöyle bir arka planından söz edeyim. Dizimizin bayan baş rolünde benim uzun süre en sevdiğim bayan oyuncu olan Yoon Eun Hye yer alıyor. Erkek baş rol oyuncusu ise Joo Ji Jun'dur. Bu ikili arasında dizi süresince dedikodular susmak bilmedi, sonunda da sevgili olduklarını açıklamışlardı. Hatta nişanlanıp evleneceklerdi ki prenses rüyadan uyandı ve ayrıldılar. Şimdilerde ise Eun Hye popülerliğinden zerre kaybetmemiş hatta başarı üstüne başarı kazanan dizilerin aranan oyuncusudur. Ji Hun ise maalesef adı bir uyuşturucu skandalına karıştıktan sonra Korelilerin gözünde itibarını kaybeden, askere gittikten sonra da unutulan, bugünlerde Brown Eyes Girls üyesi Gain ile sevgili olduğunu açıklayan, son zamanlarda oyunculuk dünyasında ben varım demeye çalışan bir oyuncudur. Ama sanıyorum ki bir seneye kadar hayranlarının o muhteşem sevgisini geri alamasa da, eski popüleritesini kazanacaktır.

Adı: Goong
 Yönetmen: Hwang In Rwi
Yazar:  In Eun Ah
Yapımcı: Song Byeong Joon
Türü: Romantik, Komedi
Bölüm Sayısı: 24
Vizyon Tarihi: 11 Ocak 2006
Şirket: MBC



Şimdi sıra geldi dizimizi anlatmaya... Dizinin orijinal adı Saray'dır, ama bazen Prenses Saatler diye de anılır. Bununla birlikte Türkiye'de Düşlerimin Prensi diye anılır. Dizimiz orijinal bir tema üzerine oturtulmuş, romantizm ve aşkla harmanlanmış bir olay örgüsüne sahip şahane bir dizidir. Dizimiz, eğer ki Kore hanedanı devam etseydi ne olurduyu senaristin kendi bakış açısıyla anlatmıştır. Bizim gibi Osmanlı Cumhuriyeti gibi bir film çekip yarısına bile dayanamadığın sıkıcı bir yapım olmamış bu tabi ki. Aksine komedi unsurlarıyla süslenmiş. 
Evet dedik ya Kore hanedanı devam etmekte ve genç prensimizin evlenmesi gerekmektedir. Dedesinin yıllar önce kendisinin hayatını kurtaran bir arkadaşına verdiği bir söz üzerine. Kızımız ve oğlumuz beşik kertmesi gibi daha bebeyken nişanlanmıştır. Ama bunca yıldır bunu bilmemektedirler. Her şey ortaya çıktığında ise ortalık karışacaktır. Bu ikisi elbette ki zorla olsa da evlenecektir ama tabi ki dizimizin çatışma noktaları da mevcut. 
 Prensimizin yıllardır aşık olduğu balerin bir kız mevcut. Prensin evlilik teklifini reddeden kızımız ilerde çok vuracaktır başını taşlara. Bu karakter yüzünden filmlerdeki ve dizilerdeki balerin karakterlere iyi de olsalar bir antipati beslemeye başladım. Dahası yıllar önce annesiyle sürgün edilen bir diğer genç prens de artık memleketine geri dönecektir, döner dönmez de veliaht prensimizin eşine yani kuzeninin karısına tutulacaktır. Bir taraftan taht oyunları sürerken bir taraftan aşkı öğrenecektir bu gençler. Taht dediysek Game of Thrones beklemeyin tabi ki, dizimiz baştan aşağı şirinlik muskası, romantizm abidesi bir dizidir. Hatta arada böyle kriz gelir de açarım youtube da o en güzel sahnelere yeniden bakarım.  Standart Kore dizilerinden bir tık uzun olsa da bölümler size yetmeyecek keşke daha uzatsalarmış da çoluklarını çocuklarını, torunlarını torbalarını izleseydik diyeceksiniz. Tabi eğer ki daha izlemeyenler için geçerli bu sözlerim... Varsa öyle birileri hangi mağarada saklandılarsa çıksınlar artık insan içine. :D

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Hallyu Hakkında Makale ve Deneme Yarışması


Bu sefer biraz değişik bir duyuruyla karşınızdayım efenim. Hallyu rüzgarını bilmeyeniniz yoktur heralde. Bildiğimiz K-Pop dalgasının tüm dünyaya yayılması ve sevilmesi olayına Hallyu denmektedir. Şimdi ne alaka diyeceksiniz, hemen anlatayım. Güney Kore Konsolosluğu'nun bugün yaptığı bir duyuruya göre Hallyu hakkında bir makale ve deneme yarışması düzenleniyormuş. Şöyle ki:

Dünya Hallyu Çalışmaları Enstitüsü lisans/yüksek lisans öğrencileri için makale ve deneme yarışması düzenleyecektir.
    Dünya Hallyu Çalışmaları Enstitüsü tarafından İkincisi düzenlenecek olan lisans/yüksek lisans öğrencileri için makale ve deneme yarışmasının detayları ekte belirtildiği gibidir. Yüksek katılımlarınızı bekliyoruz." 

Kore Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu Makale Deneme Yarışması Duyurusu!

Yukarıda duyurunun gerçek linkini de verdim. Linkte duyurunun ayrıntılarının olduğu ek dosyanın indirebilirsiniz. Duyuruda denildiğine göre lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin bitirme tezlerinin Hallyu üzerine yazmaları sonucu yarışmaya katılabilecekleri sonucuna vardım ben. İlgilenen varsa bir sormak lazım. Ben lisans bitirme tezimi Güney Kore ile ilgili yapmıştım ama Hallyu'ya sadece kısacık değinmiştim. Böyle bir yarışma olduğunu bilseydim Hallyu'yu konu olarak seçerdim. :D

Aşağıda kuralların orijinal olarak İngilizce hali bulunmakta ama ben ola ki anlamayanlar olur diye kısaca anlatayım yine de. Ödülleri İngilizce kısımda bulabilirsiniz. :)

Konu: Küreselleşme ve Popüler Kültür
Deneme Formatı: Maximum 3.000 kelime
Makale Formatı: Maximum 6.000 kelime
Son Katılım Tarihi: 31 Ağustos 2014 (Kore Zamanıyla)
Sonuçların Açıklanma Tarihi: 15 Eylül 2014
Yarışmaya Katılabilirlik: Denemeler (Lisans ve Lisansüstü Öğrenciler İçin), Araştırmalar (Mezun Öğrenciler)
Makale ve Denemeleri MS Word Formatında Yüklenecek Yer:
http://wch2014.iwahs.org



The 2nd WAHS Student Essay and Article Contest
n  Theme: Globalization and Popular Culture
n  Essay Format: Max. 3,000 words essays about “Globalization and Popular Culture”
n  Article/Paper Format: Max. 6,000 words research papers about “Globalization and Popular Culture”
n  Deadline: Aug. 31, 2014 (Korean Standard Time)
n  Notification of Winners: Sep. 15, 2014
n  Contest Eligibility: Essays (Undergraduate and Graduate Students); Research Papers (Graduate Students)
n  Upload essays and articles in MS Word file format to : http://wch2014.iwahs.org
n  Organized by: World Association for Hallyu Studies

Call for Essays and Papers:
a.  The World Association for Hallyu Studies (WAHS) is a new scholarly and practitioners’ organization that is striving to be the center of research that intends to bridge Hallyu and Hallyu Studies on a global scale. We invite student essays and research papers for presentation, if selected, at the Second Congress of World Association for Hallyu Studies to be held in Buenos Aires, Argentina during Oct. 31-Nov. 1, 2014.
b.   All essays and papers must be written in Korean or English. The translation of original essays and papers into Korean or English by professional translators is acceptable at the submission of original essays and papers, along with the public notarized seals and signatures.

Prizes:
a.  Essay
ü  Grand Prize – US$1,000 + Prize Certificate
ü  1st Prize – US$700 + Prize Certificate
ü  2nd Prize – US$500 + Prize Certificate
ü  3rd Prize – US$300 + Prize Certificate
b.  Research Paper
ü  Grand Prize – Economy class round trip tickets to and from Argentina during the Second Congress of World Association for Hallyu Studies + room and board + Prize Certificate
ü  1st Prize – Economy class round trip tickets to and from Argentina during the Second Congress of World Association for Hallyu Studies + room and board + Prize Certificate
ü  2nd Prize – Economy class round trip tickets to and from Argentina during the Second Congress of World Association for Hallyu Studies + room and board + Prize Certificate
ü  3rd Prize – Economy class round trip tickets to and from Argentina during the Second Congress of World Association for Hallyu Studies + room and board + Prize Certificate

22 Temmuz 2014 Salı

Lovely Complex - ラブ★コン (2007)


Artık bir anime anlatma zamanı geldi diye düşündüm ve kolları sıvadım. Şöyle eski konularıma bir bakıyordum ki Miyazaki'nin yapımları dışında hiç dizi olarak animelerden bahsetmemişim. Çok geç olmadan bu boşluğu en sevdiğim anime ile kapatmaya karar verdim.
Sevimli Komplex... Aya Nakahara'nın çok sevilen Love★Com mangasının ardından 2006 yılında Lovely Complex adıyla filmi çekilmişti. Bu filmi daha önce anlatmıştım. Filmin de izleyici tarafından çok sevilmesi neticesinde 2007 yılında anime uyarlaması da yayınlandı. Çok uzun olmayan bu anime serisinin tadı damağınızda kalıyor. Ben uzun zamandır gerçek dizi halini de bekliyorum aslında. Lovely Complex filmi benim en sevdiğim üç Japon filmi arasında yer aldığı gibi, animesi de en sevdiğim üç anime yer almaktadır. İzleyenlerin daha sonra anime hakkında bir başyapıt gibi bahsettiğine rastladım çok kez. Sağda solda yer alan kısa anlatımlarda yer alan konusu sizi çok sarmayabilir, ama izlemeye bir başladığınızda siz de o başyapıtın büyüsü altına girersiniz. Hani bir laf vardır belki duymuşsunuzdur. Özellikle bayan izleyicilerin kızla empati yapıp aşk acısı çektikleri ya da aynı durumu yaşayanların kendi deneyimlerini hatırladıkları olmuştur. 

 Adı: Lovely Complex 
 Yönetmen: Konosuke Uda
Yazar: Yumi Kageyama & Mio Inoue & Midori Kuriyama
Yapımcı: Seki Hiromi & Junko Abe
Türü: Romantik, Komedi, Animasyon
Bölüm Sayısı: 24
Vizyon Tarihi: 7 Nisan 2007
Şirket: Toei Animation



Temel senaryo filmimizle aynı. Ancak dizi olması dolayısıyla var olan konu biraz daha köpürtülmüş ve animenin verdiği absürtlükle biraz daha eğlenceli hale getirilmiş. Filmimizde çok fazla yer almayan romantizm alanında, anime serimiz daha cömert davranmış. İzlerken zaman zaman bizlerin içinin erimesine vesile olmuştur. Hatta kimi animelerde bulamadığımız duygusal bir yönü de bulunmaktadır. Komedi animesi olduğunu hiç düşünmeden sizi hüzünlere gark edebilir aniden. Ben bu anime yüzünden bir günümü moralim bozuk geçirdiğimi bilirim. Ah bu Koizumi ve Otani beni bitirdi anacım.
Konuyu tekrar tekrar anlatmanın gereksiz olduğunu düşünmekle birlikte aynı zamanda biraz da üşendim aslında. Onun yerine daha önce anlattığım filminde konusuna dair olan kısmı direk kopyalıyorum. :)


"Kızımız ortalamanın üstünde uzunlukta iken oğlumuz ise ortalamadan azcık kısadır. Bu ikisi geçmişte boyları yüzünden reddedilmişler ve o günden sonra kendi boylarından başka birilerine aşık olmayacaklarına yemin etmişler. Boyları ile ilgili de sürekli birbirleriyle atışmaktadırlar. Bu yüzden okulun komedi ikilisi olarak anılmaktadırlar. Ama olur ya kızımız bir gün oğlumuza aşık olduğunu fark eder ve oğlumuza açılır. Ama oğlumuz, durumu kızımızın kabullendiği gibi kabullenemez bir türlü. Kızımız da gururunu kurtarmak için ondan hoşlanmadığını, ona şaka yaptığını söyler. Kızımız aşkı tek başına çaresiz yaşarken aha o da nesi? Okula Maity adında yakışıklı mı yakışıklı yeni bir öğretmen gelmiştir. Kızımız da tüm sevgisini ona yöneltmeye karar verir. Okulda Maity hayran kulübünün başkanı bile olur. Ama kızımızın hocaya olan ilgisini oğlumuz zamanla kıskanmaya başlar. Ve hoca ve oğlumuz arasında ufak bir tatlı rekabet başlar."

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Shinhwa'nın Yıllar Önceki Türkiye Ziyareti!


Evet bir yazı dizisi yazısında daha buluştuk canlar. Twitlerle ilgili yazılarda sıkılıp şöyle bir bakış açımı değiştireyim derken dedim ki Shinhwa ne güne duruyor. Son zamanlarda 2PM'den kaçınma çabalarımın sonucunda sarıldığım gruplardan biri de Shinhwa olmuştur. Ve bu çocuk ruhlu acuşileri çok sevdim ben. E Türkiye'ye de geldiklerini uzun zamandır bilmekteydim. Minnak bir araştırma (yaklaşık 2 saat aralıksız) neticesinde de bu yazıyı yazmaya hazır olduğumu hissettim.


Genel kanı olarak bu ziyaretin 2003 yılında olduğuna dair. Yalnız bir yerde 2002 yazıyor çok da emin olarak. Ben bilemedim. Siz 2003 bilin yine de. Karda kışta üşenmemişler gelmişler Türkiye'ye tam 11 yıl önce. Sebep mi? Sebebi fotoğraf çekimi. Hawaii gibi bir kaç yere gidip fotoğraf çekimi yapıp bu fotoğrafları foto albüm şeklinde satışa sunulmuştu. Bir sonraki durakları da biz olduk. Fotoğraf albümü sanırım 2004 gibi satışa sunuldu. Ama hacı ne işiniz var kışın ortasında. İstanbul'un pis ayazını yiyip yavru sokak köpekleri gibi dondu yavrucaklar oradan oraya sürüklenirken.


Eminönü, Galata Köprüsü, eski Sirkeci tren istasyonu, Sultanahmet, Gülhane, Dolmabahçe Sarayı, Taksim ve neresi olduğuna anlama veremediğim İstanbulun çeşitli arka sokaklarında çekimler yaptılar.
Junjin kahvede Türk çayını şarap içer gibi içerken, Eric mahallenin başıboş serserisi olarak Türkçe gazeteleri hatmediyordu. Hyesung tarihi yarım adayı  bisikletle keşfederken, Min Woo terk edilmiş harabelerde artistlik yapmaktaydı. Andy lüks arabasıyla Sultanahmet civarında karıya kıza hava atarken, Dongwan kar yağışının altında Türk bayrağının önünde bakmıyormuş gibi çek panpa modundaydı. Bence kış ayında gelmeleri büyük talihsizlik olmuş, yazın gelselermiş İstanbul'u daha güzel görebilirlermiş. Yalnız şimdi düşündüm de onlar İstanbul'a geldiklerinde ortaokul ikinci sınıfa gitmekteymişim. Ki sorsan Güney Kore neresi haritada göstermekten acizimdir diye düşünüyorum.


Videolarda ve fotoğraflarda eski İstanbul'u görebilmeniz mümkün. Shinhwa'nın tarzını görünce de acaba Türkiye'ye apaçiliği bunlar mı getirdi la gibi bir soru işareti çakmadı değil hani kafamda. Çekimlerde zaman zaman ortaya çıkan kıllı göbekli, bıyıklı Türk erkeklerini görüp ufaktan bir kafa karışıklığına uğradığımı da itiraf etmeliyim. Hyesung'un videolarda Toki ve Tokki (Türkiye ve Tavşan) kelimeleri arasındaki oyunu bana çok şirin geldi. Taksimde teee o zamanlar İstiklal caddesinde ağaçlar varken tramvaya binip bir taraftan karla savaşırken bir taraftan da Türklerin tuhaf bakışları altında fotoğraf çekimlerini gerçekleştirmeye çalıştılar.
Umarım yakın zamanda yeniden gelirler de İstanbul'u bir de Kore hayranları etraflarını sararken gezerler. ^^


Fotoğrafların hepsini bu konuya koyma gibi bir ihtimalim olmadığından eğer tüm fotoğrafları görmek isterseniz facebook sayfamdan klasörü aşağıda paylaşıyorum. :)

Shinhwa'nın İstanbul ziyaretine dair bulabildiğim bütün videolar!